Ankara bağlantılı Kandil İmralı arası gerdirilen ipte cambazlığa soyunanların televizyon ekranlarında maskelemeye çalıştıkları cinayetleri duymasaydım ve döktükleri timsah gözyaşlarını görmeseydim bu yazıyı belki de kaleme almayacaktım. Bakıyorum da kaç gündür olanlar ve olaylar öylesine çarpıtılıyor ki… Duyan da Kobani bahane edilerek Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere ülkemizde yaşatılan 7-10 Ekim “Devlete Başkaldırı Provası’nı”, hak arama ve haksızlığa gösterilen tepki olarak algılayacak.
Olayların yoğun olarak yaşandığı Diyarbakır’da olsun Van, Muş, Şırnak, Bingöl, Batman, Gaziantep ve diğer illerde benim gibi yaşayanlar neyin ne olduğunu, ne yapıldığını, ne yapılmak istendiğini gayet açık gördüler ve bizzat yaşadılar. Yağmalanan ardından yakılan iş yerleri, marketler, banka şubeleri, başta Türk Telekom olmak üzere tahrip edilen hizmet binaları, belediye binaları, kütüphaneler; yakılan okullar, yağmalanan ve yakılan yurt binaları, basılan parti binaları; ellerinde sopaları, baltaları, bıçakları ile vatandaşa korku vermeye çalışan kandırılmış, aldatılmış veya inandırılmış insan yığınları… Teker yakma ayinleri, lastik dumanı ve kokusu, parçalanan trafik lambaları… Ve silahlar… Yaralanıp sakat kalanlar ve öldürülen masum onlarca Kürt vatandaşı… Tıpkı vahşetine şahit olduğumuz IŞİD gibi 17 yaşındaki bir Kürt gencini 17 yerinden bıçaklayan, bir diğerinin başını taşla ezen, diğer üç genci çatıdan attıktan sonra üzerlerinden arabalarla geçerek ezip öldüren insan ve İslam düşmanları…
Yok, arkadaş öyle ucuz değil. Biz, vahşetin resmini görmedik bizzat vahşeti yaşadık. Damarlarımızda hissettik bu insanlık dışı olayları. Şimdi PKK ve KCK sözcüsü bir takım insanlar televizyon ekranlarında sebep oldukları bu denli vahşete kılıf bulmaya çalışıyorlar. Fail mi arıyorlar alsınlar aynayı geçsinler karşısına… Bütün bu olanların vebali dahi yeter. Yeter de kime söylüyorum ben. Bırak insanı, bırak İslam’ı; riyanın, yüzsüzlüğün yamukluğun köseleştirdiği suratlara… Çıkıp da; “evet, yaptığımız hataydı, vatandaşlarımıza sokağı göstermek yanlıştı, suçumuzu kabul ediyor milletten özür diliyoruz.”, diyecekleri yerde bir de mantar gibi su üstünde kalmaya çalışanlar… İşte beni ve gibi düşünen milyonlarca Kürt kardeşimi çileden çıkaran da bu ya!
Geçen Cuma Batman’daydım. Yıldız Camiinde Cuma namazını kıldıktan sonra Batman caddelerini adımlıyorum. PKK ve KCK’nın örgütlediği gençler özellikle trafik lambalarını hedef almışlar. Bir sağlam lamba yok şehrin caddelerinde. Sonra gözüme üzerine kalın bir örtü çekilen Türk Telekom hizmet binası ilişti. Sordum, önce yağmalayıp sonra da yerle bir etmişler. Takip edenler bilir bu şehrimizde de 23 yaşındaki bir gencimiz, Emrah Demir, hayatını kaybetmişti. Batman da tıpkı Diyarbakır gibi suskun, perişan…
Allah’ın insanoğluna en büyük armağanı şüphesiz ki aklıdır. Bir bakın insana aklını kullanarak nelere imza atmamış ki… Ancak, Türkiye’mizde son zamanların moda sözcüğü olan “akıl tutulması” gerçekten de yoğun bir biçimde yaşanıyor. Devlet dersen elini eteğini çekmiş veya çektirilmiş buralardan. Meydan da terör örgütü PKK ile onun şehir yapılanması olan KCK’ya kalmış. Vatandaş şaşkın, yılgın, perişan… Korku dağları sarmış. Cehalet, işsizlere “işte size iş; yakın yıkın”, demiş. Aklı başında Kürt aydınları pusmuş, sesleri solukları kesilmiş. Allah, aklı insanoğluna sorgulasın, sorgulasın da doğruyu bulsun diye vermiş. “Birilerine biat etsin, birileri ne derse o doğrudur.”, demek için değil. Bir bakın Allah aşkına! Sorgulayan var mı? Köleliklerine davetiye çıkartanların çokluğu ve suskunluğu düşündürüyor insanı… Kimdir bu sizin yerinize biz düşünüyoruz. Siz sadece bizim emirlerimizi uygulayın diyenler? Mesela bunlardan biri KCK’nın başı olan Cemil Bayık’tır.
Sahi kimdir bu PKK’nın 2 numaralı adamı? Bir emri ile uzantıları olan kişileri harekete geçiren, Kürt vatandaşlarımızın yaşadıkları şehirler başta olmak üzere ülkemizin dört bir yanında aynı anda olay çıkartanların başında yer alan bu adam kim? Siz ey Kürt kardeşlerim, hiç sorguladınız mı? Gelin isterseniz bu kişiyi biraz tanıyalım. Cemil Bayık, Elazığ’ın Keban ilçesine bağlı Yukarı Çakmak köyünde 1955 yılında dünyaya gelmiş. Akçadağ Öğretmen Lisesi mezunu… Terör örgütü PKK’ya katıldıktan ve seri cinayetlerin emir vericisi olduktan sonra anasının; “Cemil bize bu sıkıntıları yaşattığı için onu evlatlıktan reddettim. Bize ve bu memlekete yaptıklarından ötürü verdiğim sütü helal etmiyorum" dediği bir kişi. Bu kişiden ülkemize bir hayır gelir mi? Peki, ne yapmış da bu kadar ünlenmiş. Yaptığı en büyük iş, estirdiği terörün yanı sıra yüzlerce örgüt üyesi Kürt gencini infaz etmek…
Önce Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlere soruyorum. Sizin böyle bir kişiyi muhatap almanız; o ve onun bir numaralısı İmralı ile pazarlığa oturmanızın, haydi hukuku rafa kaldırdık diyelim; diyelim de devlet yönetme ile ilgisi nedir?
Şimdi de Kürt kardeşlerime sormak istiyorum. Sahi siz peşine takılıp da gittiğiniz bu kişileri ne kadar tanıyorsunuz? Alnı secde görmeyen, beyinleri; yakmak, yıkmak, öldürmek, yok etmek üzere programlanan; Allah’ın yarattığı cana kıymayı kendilerine meslek edinen, insanlıktan ve İslam’dan nasibini almamış bu kişileri Allah’ın size bahşettiği akılla ne zaman sorgulayacaksınız?
Hadi Önal/ 16 Ekim 2014/Diyarbakır
Yıl, 2014 Kaleme aldığım ve Diyarbakır ÖZGÜR HABER gazetesinde yayınlanan bu yazımı noktasına, virgülüne dokunmadan olduğu gibi yeniden yayınlıyorum. Feryada, çığlığa, isyana kulak verilmezse tarihin tekerrürü çok daha acıtıcı olarak çıkar karşımıza…