Şaire:
“Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi...
Bedir’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.” ,dedirten dünyanın tanıdığı ve saygı duyduğu en büyük savunma savaşı, Çanakkale Savaşı’nın bugün 111 yıl dönümü…
Çanakkale; Anadolu’yu işgale hazırlanan Batı’nın çelik zırhlarla donattığı; renkleri, dilleri ve ırkları farklı insanlardan oluşan ordularının, iman dolu göğüsler karşısında bozguna uğratıldığı; Rahman’a kul olanların karşısında insanlıktan nasibini almamışlara diz çöktürüldüğü Türk toprağının adıdır.
Çanakkale; devletin bekasını, vatanın sevdasını yüreğinde taşıyan; Akif’in veciz ifadesiyle; ‘göklerin ölüm indirdiği, yerin ölü püskürttüğü’ o cehennemi saldırılarda şehit olmayı şeref bilen kahramanların, düğüne gittiği gibi ölüme gittikleri mefkûrenin adıdır.
Çanakkale, zırhına, topuna, gücüne güllesine güvenen; bir metrekare toprağa 6000 mermi yağdıran buna rağmen bir karışına dahi giremeyen, Müttefik Orduları Başkomutanı General Hamilton’a “insan ruhunu yenmenin mümkün olamadığı yer” dedirten insanlarının toprakları ile kucaklaştığı yerin adıdır.
Çanakkale; milletimizin bütün fertlerinin tek vücut haline geldiği dayanışma, birlik ve beraberlik duygularının billurlaştığı; bağımsızlık, şeref, onur, vatan ve bayrak için 253 bin canın cennet ile kucaklaştığı bir büyük sevdanın adıdır.
Çanakkale; “vatana kurban olsun” diyerek evladının ellerini kınalayan anaların, eşini, kardeşini, nişanlısını, babasını “namusum ayaklar altında kalmasın” diye düğüne gönderir gibi cepheye gönderdiği, bu toprakları olduğu kadar gönül ve kültür coğrafyamızdaki pek çok evin şehitle taçlandığı o muazzam ruhun adıdır.
Çanakkale; “canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda / Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.”, diyen; dinin, devletin, namusun, bayrağın ve bağımsızlığın en zor şartlarda dahi pazarlık konusu yapılamayacağının haykırıldığı şahlanışın adıdır.
Çanakkale, "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar Rableri katında diridirler. Allah’ın bol nimetinden sevinç içinde rızıklanırlar” ayetiyle Yüce Allah'ın iltifatına mazhar olan, tevhid ile yıkanıp tekbir ile toprağa düşen yiğitlerin kazandıkları bir büyük zaferin adıdır.
Bugün, al bayrağımız göklerde özgürce dalgalanıyorsa,
Bugün; vatanımızda özgür, alnımız ak, yüreğimiz pak, namus ve şerefle yaşıyorsak, Bugün, dinimizin temeli ezanlar beş vakit semalarımızı süslüyorsa, bunlar, Çanakkale’de vatan toprağını canından aziz bilen, uğruna gözünü kırpmadan şahadet şerbetini içen, ülkemizin her bölgesi ile gönül ve kültür coğrafyamızdan gelen Allah’a adanmış canların sayesindedir.
Onlar, o cennet müjdeli şehitler; “Çanakkale geçilmez”, dediler. Çanakkale’den güç alanlar da “Kurtuluş Savaşını” başlattılar ve Türkiye Cumhuriyetinin temellerini attılar.
Çanakkale kahramanlarının canları ile yazdıkları destanları anlatmak için kelimeler öylesine bodur, kalemler öylesine aciz ki… Çanakkale, milletimizin mayasında olan vatan, millet, bayrak ve bağımsızlık ruhunun somutlaşmış ifadesidir. Bizler, o ulvi ruhun sahiplerinin evlatları olarak ne kadar övünsek azdır. O ruhu yaşadığımız ve yaşattığımız sürece üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir engel olmayacaktır.
Aradan yüz on bir yıl geçmesine rağmen bugün ruhları ile aralarımızda yaşayan ve yaşayacak olan aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi bir defa daha rahmetle, minnetle, duayla yad ediyor; emanet ettikleri vatanı, semalarda dalgalandırdıkları bayrağı ve ezanı ebediyen koruyacağımıza nice yüz yıllar üzerine yemin ederek söz veriyoruz.
Hadi Önal/ 18 Mart 2026/ELAZIĞ