Rafet Ulutürk

Tarih: 03.02.2026 09:13

Bulgaristan’da Türk Siyaseti Nereye Gidiyor?

Facebook Twitter Linked-in

Bulgaristan bugün yalnızca Balkanlar’dan gelen soğuklarla değil, modern tarihinin en sert siyasi kırılmalarından biriyle sarsılıyor. Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in istifasıyla tırmanan süreç, 1 Ocak itibarıyla Euro’ya geçişin yarattığı ekonomik kaygılar ve bitmek bilmeyen seçim döngüsüyle birleşince ortaya çıkan tablo netleşiyor:

Bulgaristan’da artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Ancak Bulgaristan’daki her büyük siyasi sarsıntının en ağır bedelini kimin ödediğini tarih defalarca gösterdi: Türk toplumu.

Sofya’daki deprem, en çok Kırcaali’de, Şumnu’da, Razgrad’da; hatta Bursa’da, İzmir’de ve İstanbul’da hissedilecektir.

Çift başlılık mı, başlıksızlık mı?

Yıllardır Bulgaristan siyasetinde “istikrarın anahtarı” ve Türk toplumunun organize sesi olan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), tarihinde ilk kez açık bir çift başlılık riskiyle karşı karşıya.

Bir yanda partinin tarihsel hafızasını temsil eden Ahmed Doğan, diğer yanda devlet bürokrasisindeki gücü ve yeni söylemiyle öne çıkan Delyan Peevski.

Bu durum basit bir liderlik yarışı değildir.
Bu, Türk azınlığın meclisteki temsil gücünün bölünme tehlikesidir.

Balkan siyasetinin değişmeyen kuralı şudur:
Güç boşluğu affetmez.
Boşluğu ya siz doldurursunuz ya da sizi görmezden gelenler.

35 yılın alışkanlığı, yeni dönemin sorusu

Türk seçmeni 35 yıldır neredeyse refleks hâlinde aynı siyasi adrese yöneldi. Bu, uzun yıllar boyunca istikrar ve koruma sağladı. Ancak bugün şu soru yüksek sesle konuşuluyor:

> 35 yıldır denenmiş bir yapının artık yeni bir şey üretmesini beklemek, ne kadar gerçekçi?

Bu soru bir kopuş çağrısı değil, bir strateji güncelleme çağrısıdır.

Belki de ilk kez ciddi biçimde şu tartışılıyor:
“Türkler sadece Türk partisine mi oy vermeli, yoksa Bulgar siyasetinin merkezinde de söz sahibi olmayı mı denemeli?”

Radev faktörü ve yeni siyasi zemin

Radev’in etrafında şekillenmesi beklenen yeni siyasi yapı, Bulgaristan’da yeni bir merkez oluşturma potansiyeli taşıyor. İşte tam bu noktada Bulgaristan Türkleri için kritik bir eşik beliriyor.

Türkler dağınık görüntü vermek yerine, tek bir yerde, tek bir çatı altında, ortak temsilcilerle bu yeni zeminde yer alabilirse, yıllardır sahip oldukları siyasi ağırlığı çok daha geniş bir alana taşıyabilirler.

Bu bir parti değiştirme meselesi değil;
temsil stratejisini güncelleme meselesidir.

Eğer Türk toplumu bu yeni siyasi hatta tek ses olmayı başarabilirse, yalnızca azınlık siyaseti yapan bir topluluk olmaktan çıkar; Bulgaristan’ın nasıl yönetileceğinde söz sahibi olan bir güce dönüşebilir.

Belki de yeni yol şudur:

Türkler, Bulgar partilerinde de yine tek ses, yine organize, yine belirleyici olabilirlerse, güçlerini daha geniş bir siyasi zeminde hissettirebilirler.

Türkiye’deki göçmenlerin rolü: Sınırı aşan demokratik güç

Bu kriz yalnızca Sofya’da yaşanmıyor. Bursa’nın mahallelerinde, İzmir’in sokaklarında, İstanbul’daki sandıklarda da yaşanıyor.

Türkiye’de yaşayan yüz binlerce çifte vatandaş, yıllardır Bulgaristan’daki siyasi denklemin görünmez ama en etkili aktörü oldu. Ancak HÖH içindeki bölünme, Türkiye’deki seçmenin de kafasını karıştırıyor.

Kime oy verilecek?
Hangi yapı Türklerin geleceğini daha güçlü temsil edecek?

Unutulmamalıdır ki Türkiye’de kullanılan her oy, Bulgaristan’daki soydaşın haklarını koruyan diplomatik bir kalkandır. Ancak bu kalkanın işe yarayabilmesi için yönün net olması gerekir.

Sandığa küsmek: Bir lüks değil, kayıptır

Bu süreçte en tehlikeli refleks şudur:
“Bunlar kavga ediyor, ben sandığa gitmem.”

Bu bir protesto değil, temsil hakkının gönüllü terk edilmesidir.

Bulgaristan yeniden yapılanıyor. Siyasi harita yeniden çiziliyor. Bu harita çizilirken masada olanlar söz sahibi olacak. Masada olmayanlar, sonuçlara katlanacak.

Birlik duygusu kaybedilmemeli

Hangi yol tercih edilirse edilsin, değişmeyen tek gerçek var:

Türk toplumu birlikte hareket etme refleksini kaybetmemelidir.

Partiler değişebilir. İsimler değişebilir. Siyasi zemin değişebilir.
Ama dağınık bir Türk seçmeni, Balkan siyasetinde hiçbir zaman güçlü olamaz.

Birlik, yıllardır bu toplumun en büyük gücü oldu. Bugün ise belki de her zamankinden daha değerlidir.

Tehdit mi, fırsat mı?

Bulgaristan’daki bu büyük kırılma, Türk toplumu için bir tehdit olduğu kadar bir fırsattır da.

Ya bölünmenin getirdiği zayıflıkla mecliste daha cılız bir ses olunacak,
ya da bu kriz daha geniş bir siyasi stratejiye dönüştürülecek.

Çünkü siyaset alışkanlıklarla değil, sonuçlarla ölçülür.

Ve Balkanlar’da siyaset güç boşluğu kaldırmaz.
Türkler birlikte ve stratejik hareket ettiğinde ise, kimse onları görmezden gelemez.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —