Vedat Kan

Tarih: 03.02.2026 09:30

Bugün günlerden ayrılık!

Facebook Twitter Linked-in

Bugün günlerden ayrılık!

Topladık bavullarımızı ve alıp yanımıza biçare başımızı, çıkıp gitmek istiyoruz buralardan.

Uzaklara, hem de çoookkk uzaklara.

Mesela, hani şu hayalini kurmaya doyamadığımız Kaf Dağının ardına.

Mesela, hani şu yakamozların; ışıklarını çaldıkları yıldızların gece mavisi derinliklerinin içerisine!

Veya 

Kimselerin bizi tanıyamayacağı, uçsuz bucaksız; kimsesizler sahilinin gariban bir köşesine…

Biraz sen, biraz ben ve biraz da biz olsun heybemizde değil mi?

Hani olur ya özlem duyarsak şayet, aklımızdan hiç çıkmayan kavgalarımızın curcunasını taşırız; biraz senden, biraz benden ve biraz da bizden olan çıkınımızın içerisinde.

Katığımız ise sensizliğin hayalleri olur.

Ki

Bırak doymayı, pıskırıncaya kadar ve hatta çatlayıncaya kadar yeriz, daha önceleri yaptığımız gibi birbirimizi; fena mı? 

Huzur reçetesinin detayını öğreniriz belki de, o kimsesizlerin sahilinde.

Bir varmış ve bir yokmuşun sıralı basamaklarında…

Kimde ne kadar kalmış, kimde ne kadar değer biçiliyor diye. 

Veya huzur denince akla ne geliyor diye.

Sahte beyinlerde yıkanmış kalmışız, sahte gülücükler de kaybolup, sahte olan yüreklerde boşa yanmışız. 

Ve sahte hayatların figüranı olmuşuz. 

Değil mi ki perde her açıldığında konu mankenliğimiz ön plana çıkmış; her kapandığında ise yalancı alkışların arasında, anında unutulup gitmişiz. Kulis görmemiş yüzümüzün boyası ise sahte renklerin arasında çoktan silinmiş de, farkına bile varamamışız…

Heyhat!

Bu gün bize yine ayrılık düşmüş. 

Buralarda kalmak ne çare!

Toplanmış bavullar, tıkıştırılmış yıkılan hayallerimiz; kırışmış üç harfli market poşetlerinin içerisinde. Biraz gurur, kalmış olanından serpiştirilmiş aralara; biraz da özveri, hani şu unutulan var ya kimselerin aklına dahi getirmediği. Çabalarımızın inkâra tutulduğu ne günler yaşadık değil mi hayat? Heyecanlarımızın ve sevinçlerimizin ise ayaklar altında çiğnendiği ise dün gibi aklımızda. Emeklerimizin boşa çıktığı ise kısa bir ömrün, yanımıza kalan kârı…

Hangi eyvahlar serisi bizi kurtarabilir ki, hangi keşkeler grubu çare olabilir şu unutulmuş yalnızlığımıza? Kaç deste pişmanlık derdimizin ıslahına el uzatabilir. 

Veya 

Veya kaç mükerrer adım götürür bizi, firardaki hayallerimizce özlenen huzurun kucağına?

Oysaki bir damla mutluluk keyfinin hırsızı olmaktı muradımız, keşmekeş hayatın pis pençelerinden çalmaya teşebbüs ettiğimiz. İhanet çemberinin biçare bedenimizi kuşatan ihbarı olmasa idi belki de bizim de hakkımız olacaktı o huzur,

Ama olmadı işte.

Karşımızda duran aynadan akseden görüntüde, kaç hançer yarası vardı ki sırtımız da sayamadığımız, en derini dostun açtığı olsa gerek!

Ama olsun varsın, pişman değiliz yine…

Sorma sakın hâkim bey,

İstediğin itiraf ise al sana okkalısından…

Aklımız, insanlığımızın yapamadıklarında takılıp kalmış; 

Hem ne çare?

Kır artık şu kalemi ve bitsin değil mi Arafta bekleyiş.

Ve karar kılınmış; alıp ta biçare başımız, gidilecek kimsesizliklerin diyarına.

Kim tutabilir ki artık bizi?

Ben, keyfim ve kâhyası; değil mi ki çeteye soktunuz, insanlık eylemimizi.

O zaman en ağırından olsun hüküm.

Artık yolcu yolunda gerek.

Ki bugün günlerden, 

Bugün günlerden de, ayrılık olsa gerek…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —