Yüz yıllık bu Cumhuriyet; Türk milleti olarak din, ırk ve mezhep ayrımı yapmadan, onur ve gururla bir arada yaşadığımız ulu bir çınardır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, Kemalist devrimlerle ve kurtuluş cephelerinde kanla kurulan bu Cumhuriyet, 25 yıllık AKP yönetimi ve bu yönetimi besleyen çağ dışı, çürümüş zihniyet eliyle ne zamandan beri "Erdoğan Ailesi’nin şahsi saltanatına dönüştü?
Oysa bu topraklarda saltanatın kaldırılmasının üzerinden asır geçti. Peki, nasıl oldu da sadece bir ailenin ve emperyalist odakların desteğini alan bir iktidar, yüz yıl sonra "din, iman, bayrak ve ezan" gibi kutsal değerlerimizi istismar ederek Türk milletinin manevi duyguları üzerinden yeni bir saltanat inşa edebildi? "Yerli ve milli" yalanlarının arkasına sığınarak, Cumhuriyet’in kazanımlarını birer birer nasıl tasfiye ettiler?
Bugün bakıldığında, devleti oluşturan tüm kurum ve kuruluşlar, en tepeden başlayarak adeta Erdoğan ailesinin şahsi ikametgahı ve saltanat aracı haline getirilmiştir.
Tarih Hatırlatır: Saltanat Neden Kalkmıştı? Gazi Mustafa Kemal Atatürk, gece gündüz demeden cepheden cepheye koşarak emperyalist işgalcileri vatan toprağından sildiğinde, ilk hedefi egemenliği asıl sahibine teslim etmekti.
Laiklik ve Cumhuriyetçilik ilkeleriyle hem hilafet hem de saltanat tarihin tozlu raflarına kaldırıldı.
Laiklik: Devlet ve din işlerini ayırarak vicdan özgürlüğünü teminat altına aldı.
Cumhuriyetçilik: Egemenliğin bir zümreye değil, kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan etti.
İki Başlılıktan Tek Adamlığa mı? 1 Kasım 1922'de TBMM, iki başlılığı sona erdirmek ve milli egemenliği tam hakim kılmak için saltanatı hukuken bitirmişti. Milli mücadeleye düşmanlık eden, vatanı işgalciye peşkeş çeken İstanbul hükümetinin ve hanedanın devri o gün kapanmıştı.
Peki, yüz yıl sonra bugün; yasama, yürütme ve yargının tek bir merkezde toplandığı bu "yeni düzen", o gün kaldırılan iki başlılığın yerini alan "mutlak monarşi" özentisi değil de nedir?
Milli Egemenlik Bir Ailenin Mülkü müdür? Cumhuriyetçilik ilkesi, devletin en üstün gücünün kişilere veya zümrelere değil, millete ait olmasını emreder. Cumhuriyet dönemi anayasaları; kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve çağdaş medeniyet hedefiyle hazırlanmıştır.
Oysa bugün; hukukun yerini talimatın, liyakatin yerini sadakatin aldığı bu yapıda, TDK’nın saltanat tanımı olan "bolluk, zenginlik ve bir kişinin başkaları üzerinde egemenlik kurması" durumu birebir yaşanmaktadır.
Fark Nerededir?
Saltanatta egemenlik mirastır; Cumhuriyette halkın iradesidir.
Saltanatta meşruiyet hanedandan gelir; Cumhuriyette toplum sözleşmesinden ve sandıktan gelir.
Saltanatta özgürlükler hükümdarın iki dudağı arasındadır; Cumhuriyette anayasal güvence altındadır.
Bugün Türk milleti, 21. yüzyılın ortasında bir lokma ekmeğe muhtaç halde yaşamla ölüm arasına sıkıştırılmışken; devletin tüm imkânlarını sınırsızca kullanan bu "modern saray" düzeni, Cumhuriyet’in ruhuna yapılmış en büyük suikasttır.
Soruyoruz: Türk milleti kendi küllerinden doğurduğu bu Cumhuriyeti, bir ailenin şahsi ikbaline kurban mı edecek, yoksa kurucu ayarlarına geri mi dönecek?
Ali Berham ŞAHBUDAK Cumhuriyetçi Aydınlanma Partisi Kurucu Genel Başkanı