Necat Kacan

Tarih: 06.01.2026 13:20

BÖLGESEL TEHLİKELER VE İÇ ÇÖZÜLME ARASINDA TÜRKİYE

Facebook Twitter Linked-in

Kıbrıs’ta federasyon tartışmaları yeniden ısınırken, mesele sadece iki toplumun birleşip birleşemeyeceğiyle sınırlı değil. Bugün Doğu Akdeniz’de atılan her adım, Türkiye’nin jeopolitik varlığına dokunan bir hamleye dönüşüyor. Ancak tehlike yalnız dışarıdan değil; içeriden yükselen sessizlikler, görmezden gelinen çözülmeler ve toplumsal ayrışmalar da en az dış tehditler kadar yıkıcı hale gelmiş durumda.

Bir yanda “Kıbrıs’ın plakası 82 olsun” diyenler, diğer yanda “federasyon kurulacak” paniğini büyütenler var. Fakat kimse sormuyor: Kerkük, Musul, Halep ne oldu? Mavi Vatan neden artık konuşulmuyor? Kıbrıs meselesi, sembollerle değil, stratejik akılla yürütülmesi gereken bir devlet meselesidir. Korku siyasetiyle, sloganlarla ya da sanal haritalarla yönetilemez.

Güney Kıbrıs, son yıllarda İsrail’le askeri ve enerji alanında ittifakını derinleştiriyor. ABD’nin bölgeye ilgisi yeniden artarken, Doğu Akdeniz’de yeni bir denge kuruluyor. Türkiye’nin burada yalnız kalmaması için diplomatik refleksini diri tutması şart. Ancak diplomasi sadece dışarıda değil, içeride de bir denge işidir. Bugün ülke içinde yaşanan kamplaşma, güvenlik güçlerine yönelen ithamlar, mecliste yükselen kin ve sloganlar, toplumu yavaş yavaş birbirine yabancılaştırıyor.

Tehlike sadece Kıbrıs’ta federasyon değildir. Asıl federasyon tehlikesi, milletin zihninde birlik duygusunun çözülmesidir. Eğer aynı ülkenin insanları birbirine düşman gibi bakmaya başlarsa, hiçbir sınır hattı, hiçbir ordu bu ülkeyi koruyamaz. Çünkü devletin gerçek gücü, silahında değil; halkının ortak vicdanındadır.

Sokaklarda “PKK halktır” diye bağıranlara sessizlik hâkimse, mecliste Atatürk’e hakaret edenlere hukuk sessizse, güvenlik güçlerine megafonla “düşman” diye bağırılabiliyorsa, sorun artık sadece güvenlik değil, sistemik çürümedir. Buna karşılık “Mustafa Kemal’in askeriyiz” diyen bir öğretmen, bir subay, bir vatandaş cezalandırılıyorsa, o zaman kim düşman, kim vatansever sorusu bulanıklaşır. Bu bulanıklık da ülkeyi içten içe çökerten en tehlikeli sarsıntıdır.

Bugün Kıbrıs meselesi, sadece bir ada mücadelesi değildir; Türkiye’nin geleceğini belirleyecek bir turnusol kâğıdıdır. Çünkü dışarıda kaybedilen her mevzi, içeride kaybedilen milli bilincin sonucudur. Kıbrıs’ta çözüm masasına güçlü oturmak istiyorsak, önce içeride adaleti, liyakati ve milli birlik hissini yeniden tesis etmeliyiz.

Artık sembollerle değil, stratejilerle konuşma zamanı. Kıbrıs’ta, Ortadoğu’da, Ege’de, her cephede ayakta kalmanın tek yolu; soğukkanlı diplomasi, sağlam ekonomi, adil hukuk ve diri milli bilinçtir. Devlet, her gün yeniden inşa edilen bir fikir ve irade birliğidir. Eğer o fikir dağılırsa, sınırlar kâğıt üzerinde kalır.

Bugün asıl soru şudur: Kıbrıs mı tehlikede, yoksa Türkiye mi? Cevap açıktır — eğer içerde akıl susar, çıkar konuşursa; eğer adalet yerine tarafgirlik hâkim olursa, o zaman dış cepheyi kazansak bile ülkeyi kaybederiz.

Gerçek zafer, sınır ötesinde değil; kalplerin içindedir. Bu yüzden “kafalar karışık” değil; zihinler uyanık olmalı. Çünkü bu toprakların geleceği, sloganlarla değil, ferasetle korunur.

Necat KACAN

Eğitimci Araştırmacı Yazar


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —