Rafet Ulutürk

Tarih: 22.01.2026 13:38

Bir Vatanın Sancısı: Bizim Sabrımız Artık Dualarımıza Sığmıyor

Facebook Twitter Linked-in

Bazen bir suskunluk, bin feryattan daha ağır gelir insanın üstüne. Biz Bulgaristan Türkleri, tam 137 yıldır o ağır suskunluğun gölgesinde yaşıyoruz. 
Bizim hikâyemiz sadece bir azınlık hikâyesi değil; koca bir imparatorluğun ardından yetim kalmış, ama vakur duruşundan zerre taviz vermemiş bir halkın onur mücadelesidir.

Çocukluğumuzda öğrendiğimiz ilk ders neydi? Hanenin sırrını namus bilmek, dostu kötü günde tanımak, ekmeğini bölüşmek ama onurunu asla çiğnetmemek... 
Biz "soyumuz ve suyumuz bir olanlar gerçek dostumuzdur" diyerek yola çıktık.
Çünkü biliyorduk ki; kökü olmayanın gölgesi de olmazdı.
Yıkılan Hayaller ve Satılan Umutlar
Yıllarca bir umuda tutunduk; bizi bizden olanların temsil edeceğine inandık.
Hain Ahmet Doğan’ın gidişiyle yüreğimize serilen o ince ferahlık, ne yazık ki yerini zehirli bir sarmaşığa bıraktı. Gönlümüzün asla razı gelmediği, bu halkın acısını bilmeyen, gözyaşını silmeyen Peevski gibi isimlerin, bizim kaderimiz üzerinde kumar oynaması ruhumuzu kanatıyor.

Bir yanda ecdat yadigârı topraklarımız, diğer yanda o toprakların üzerinde yabancı bir elin gölgesi...
Partinin başına bir Bulgar’ın getirilmesi, sadece bir siyasi hamle değil; bizim 137 yıllık hasretimizin, kimlik kavgamızın görmezden gelinmesidir. 
Bizim için siyaset sadece bir koltuk kavgası değildi; o koltuklarda bizim dilimiz, bizim dinimiz, bizim dedelerimizin kemikleri sızlıyordu.
İkinci Sınıf Olmak Kaderimiz Değil, Kederimizdir
Bize hep "arka planda" kalmayı yakıştırdılar. Keskin zekâmızı, manevi gücümüzü bir tehdit gibi görüp bizi ikinci sınıf vatandaşlığın dar gömleğine hapsettiler. Ama unuttukları bir şey var: Biz bu topraklara sadece nüfus cüzdanıyla değil, ruhumuzla bağlıyız.

Şimdi bakıyoruz; sessizlik her yanımızı sarmış. Türkler sanki kendi evinde misafir, kendi davasında yabancı bırakılmış. Artık yeter! Kalbimizdeki bu sızı, artık sessiz dualara sığmıyor.
Bizim ihtiyacımız olan şey, sadece oy vermek değil; bu vatanın gerçek evlatları olarak masada, yönetimde, yarında "ben de varım" diyebilmektir.

Bir Çağrı: Gözyaşını Sil ve Ayağa Kalk!
Ey Bulgaristan Türk’ü! Sen ki bir imparatorluğun mirası, bir tarihin canlı şahidisin.
Senin oyların Peevski gibi şahısların elinde birer rakamdan ibaret olamaz.
Bulgar partileri şunu anlamalı: Bizimle yan yana durmak istiyorlarsa, önce bizi "biz" olarak kabul etmeliler. Bize hakkımızı vermek lütuf değil, 137 yıllık bir borcun ödenmesidir.
Eğer bugün birlikte yönetmeyi, birbirimizin gözünün içine kardeşçe bakmayı öğrenemezsek, bu topraklar hepimize dar gelecek.

Sil gözünün yaşını! Kendi öz evlatlarına, kendi kimliğine, kendi onuruna sahip çık. Bizim bizden başka dostumuz yok; ama bizim içimizde bir yanardağ gibi büyüyen bu adalet isteğimiz, bizi her türlü karanlıktan çıkaracak kadar güçlüdür.

Artık susma! 
Çünkü sen sustukça, senin tarihini başkaları yazmaya devam edecek.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —