Bazı sergiler gezilir, bazıları ise insanı gezdirir.
BULTÜRK Derneği’nin düzenlediği Türk Dünyasında Soykırımlar sergisi, tam da ikinci türden. Çünkü bu sergide siz vitrinlere bakmazsınız; vitrinler size bakar. Ve sessizce şu soruyu sorar:
“Hatırlıyor musun?”
Sergi kronolojik bir tarih anlatımıyla değil, parçalanmış bir bilinçle başlıyor. Rus–Türk Harbi sonrası Balkanlar… Haritalar değişirken, isimler silinirken, insanlar yerinden edilirken kurulan yeni devletler… Bu bölümde tarih kitaplarının soğuk satırları değil, siyasal mühendisliğin insan hayatı üzerindeki etkisi gösteriliyor.
Devamında Bulgaristan’dan Balkan göçlerine, Srebrenitsa’dan Çamerya ve Mora’ya uzanan bir çizgi var. Ortak payda çok net:
Zulüm aynı, isimler farklı.
Kırım sürgünleri, Nogaylar, Ahıska Türkleri, Çerkesler, Karaçaylar… Hepsi farklı coğrafyalarda, aynı kaderle tanışmış. Sergi burada önemli bir şey yapıyor: Olayları yarıştırmıyor, acıları yarıştırmıyor. “Hangisi daha büyük” demiyor. Hepsini yan yana koyarak şunu söylüyor:
İnsanlık suçunun ölçüsü olmaz.
Azerbaycan’da 31 Mart, Hocalı, Kerkük’te 14 Temmuz, Kıbrıs’ta Kanlı Noel… Bunlar yalnızca Türk tarihinin değil, dünya vicdanının da sınav kağıtlarıdır. Ama bu sınavdan çoğu zaman sınıfta kalan yine dünya olmuştur.
Serginin belki de en güçlü tarafı burada ortaya çıkıyor:
Holokost’un, Tasmaniya soykırımının da bu anlatının içine dahil edilmesi.
Bu yaklaşım çok net bir duruş sergiliyor:
“Biz sadece kendimize ağlamıyoruz. Biz adalet istiyoruz.”
Türk halkının asıl gücü burada yatıyor. Kendi yaşadıklarını anlatırken başkalarının acısını inkâr etmeyen, hatta sahiplenen bir bakış… Bu, milliyetçilikten çok daha ileri bir bilinçtir; bu, medeniyet iddiasıdır.
BULTÜRK Derneği’nin yaptığı iş tam olarak budur: Hatırlatmakla yetinmeyip, hatırlamanın sorumluluğunu da yüklemek.
Bu anlayış, derneğin yıl boyunca yaptığı faaliyetlerde de açıkça görülüyor. Çocuklarla birlikte anılan Azerbaycan Zafer Günü, uluslararası kongreler, tarih bilincini sadece akademiye değil sokağa ve geleceğe taşıma çabasıdır.
Bayrampaşa’da yeni belediye başkanının Türk Dünyası Baş Danışmanlığı görevini bu vizyonu taşıyan bir isme vermesi de bu yüzden anlamlıdır. Çünkü artık mesele geçmişi anlatmak değil; geleceği doğru bir hafıza üzerine inşa etmektir.
Bu sergiden çıkarken insan şunu fark ediyor:
Unutmak kolaydır.
Hatırlamak ise bir bedel ister.
BULTÜRK Derneği bu bedeli ödemeye talip olduğunu göstermiştir.
2026 yılına girerken bu duruşun büyüyerek devam edeceğine dair inancım tamdır.
Çünkü hafızası olan toplumların geleceği olur.