Bazı liderler vardır; yalnızca yaşadıkları dönemi değil, milletlerinin kaderini de şekillendirirler. Onlar için tarih, arşivlerde saklanan bir belge değil; bedel ödenerek yazılan bir mirastır. Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesi de işte böyle iki büyük isimle anılır: Fazıl Küçük ve Rauf Raif Denktaş.
Kıbrıs Türklerinin yakın tarihi, yalnızca siyasi gelişmelerin değil; bir halkın yok sayılmaya karşı verdiği onurlu direnişin hikâyesidir. Bu hikâye, sessiz kalmanın yok oluş anlamına geldiği yıllarda başlamış; örgütlü direnişle, bilinçle ve sonunda devlet aklıyla devam etmiştir.
Dr. Fazıl Küçük, bu mücadelenin vicdanı ve ilk sesi olmuştur. O, Kıbrıs Türk halkının en karanlık dönemlerinde yalnızca bir hekim değil; toplumunu uyandıran bir öncü, hakkını aramayı öğreten bir liderdir. Gazetesiyle, kalemiyle ve kararlılığıyla Kıbrıs Türklerini edilgen bir topluluk olmaktan çıkarıp, kendi kaderine sahip çıkan bir halk hâline getirmiştir. Onun liderliği, sessizliğin zincirlerini kıran bir bilinç hareketidir.
Rauf Raif Denktaş ise bu bilinci bir devlet iradesine dönüştüren tarihî şahsiyettir. Denktaş’ın mücadelesi, yalnızca masalarda yürütülen bir diplomasi değil; gerektiğinde bedel ödemeyi göze alan bir direniş iradesidir. O, uluslararası baskılara rağmen milletinin varlığını pazarlık konusu yapmayan bir duruşun adıdır. Bayrak, egemenlik ve devlet kavramlarını soyut idealler olmaktan çıkarıp, somut bir gerçekliğe dönüştüren liderdir.
Bu iki isim, farklı dönemlerde ama aynı hedef doğrultusunda yürümüştür. Biri halkı uyandırmış, diğeri bu uyanışı devletle mühürlemiştir. Böylece Kıbrıs Türk tarihi, bir azınlık dramı olmaktan çıkmış; egemenlik ve bağımsızlık mücadelesi olarak tarihteki yerini almıştır.
Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden söz ediyorsak, bu yalnızca bir siyasi yapıdan ibaret değildir. Bu devlet; şehitlerin, mücahitlerin, yokluk içinde direnen bir halkın ve onlara yol gösteren liderlerin ortak eseridir. Kolay kurulmamış, masa başında verilmemiş, bedelsiz kazanılmamıştır.
Bu nedenle Denktaş ve Küçük’ü anmak, yalnızca bir vefa borcu değil; aynı zamanda bir tarih bilinci meselesidir. Onları anlamadan Kıbrıs meselesini, Kıbrıs Türklerinin duruşunu ve devlet fikrini anlamak mümkün değildir.
Vefatlarının yıl dönümlerinde, Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesine ömürlerini adamış bu iki büyük lideri rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. Onların bıraktığı miras, yalnızca geçmişin hatırası değil; geleceğin sorumluluğudur.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.