Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum belgesi, milli iradenin sarsılmaz kalesi olan Sivas Kongresi, sadece tarihi bir toplantı değil; bir ulusun esaret zincirlerini kırma iradesidir.
4 Eylül 1919’da Sivas’ta yakılan o meşale, karanlık bir dönemi aydınlatarak tam bağımsızlığa giden yolun rotasını çizmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün "güvenilir kent" olarak nitelediği Sivas, işgale uğramamış tek il olmasının ötesinde, coğrafi ve stratejik değeriyle Milli Mücadele’nin kalbi ve devrimlerin filizlendiği toprak olmuştur.
Adım Adım Sivas’a: Samsun’dan Anadolu’nun Kalbine
Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlattığı kutlu yürüyüş, Amasya ve Erzurum duraklarından sonra Sivas’ta doruk noktasına ulaştı.
Amasya Genelgesi ile vatanın bütünlüğünün tehlikede olduğu dünyaya ilan edilmiş, Erzurum’da ise bölgesel direnişin temelleri atılmıştı. Ancak hedef daha büyüktü: Tüm vatanı kapsayan bir birliktelik. Bu inançla 2 Eylül 1919’da yeniden Sivas’a gelen Atatürk, 108 gün boyunca bu tarihi kenti adeta bir milli karargâha dönüştürdü.
"Ya İstiklal Ya Ölüm": Manda ve Himaye’nin Reddi
4 Eylül 1919 Perşembe günü saat 14.00’te, bugünkü Atatürk ve Kongre Müzesi binasında başlayan görüşmeler, Türk tarihinin en sert ama en onurlu tartışmalarına sahne oldu. İstanbul’dan gelen bazı delegelerin, kurtuluşu "Amerikan mandasında" arama teklifleri karşısında meclis çetin bir imtihandan geçti. İşte tam o anlarda, Türk gençliğinin sarsılmaz inancını temsil eden Tıbbiyeli Hikmet Bey sahneye çıktı. Parolası "Tam Bağımsızlık" olan gençliğin sesini şu sözlerle haykırdı:
"Paşam! Mandayı kabul edemem. Eğer siz bile kabul ederseniz, sizi de reddeder; vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırırız."
Bu sözler üzerine duygulanan Büyük Önder, gençliğin bu asil duruşunu selamlayarak Kurtuluş Savaşı’nın o meşhur parolasını Sivas’ta tüm dünyaya ilan etti: "Ya İstiklal, Ya Ölüm!"
Topyekûn Mücadele ve Kadınların Direnişi
Sivas Kongresi, sadece askeri ve siyasi bir strateji merkezi değil, aynı zamanda toplumsal bir birleşme alanıydı. Sivaslı kadınlar, vatanın dört bir yanından gelen misafirlere kucak açarken, Mustafa Kemal Paşa’nın teşvikiyle mücadelenin sivil kanadını örgütlediler. 9 Aralık 1919’da kurulan "Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti", Türk kadınının istiklal mücadelesindeki kararlılığının en somut nişanesi oldu.
Milli Meclis’ten Cumhuriyet’e Uzanan Köprü
Sivas Kongresi’nin en büyük başarılarından biri de Anadolu ve Rumeli’deki tüm milli cemiyetlerin tek bir çatı altında birleştirilmesidir. Bu adım, Milli Mücadele’nin daha sistemli ve organize bir şekilde yürütülmesini sağladı. Şekli ve içeriği itibarıyla adeta bir milli meclis işlevi gören kongrede seçilen Heyeti Temsiliye, ülkenin kaderinde birinci derecede söz sahibi oldu.
Sivas’ta atılan bu sağlam temeller, 9 Eylül 1922’de kazanılan büyük zaferin yolunu açmış; 29 Ekim 1923’te ise Cumhuriyet’in ilanıyla taçlanmıştır. Sivas, Cumhuriyet’in harcının karıldığı, "Milli İrade" kavramının devlet hayatına ilk kez bu denli güçlü yansıdığı kadim bir merkez olarak tarihteki yerini almıştır.
"Ey Türk Milleti! Yirmi üç yıldır kutsal saydığın ne varsa, kirli bir siyasetin örtüsü haline getirilirken sen derin bir uykunun sükûnetine sığındın. Din, iman ve vatan kelimeleri birer ninnice fısıldanırken; aslında milli olan ne varsa emperyalist emellere kurban edildi, geleceğin ipotek altına alındı.
Artık uyanmak zorundasın!
Zira tarihin tozlu sayfaları, hakikate gözlerini kapatanların hazin sonlarıyla doludur. Unutma ki ebedi önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün o sarsıcı uyarısı bugün her zamankinden daha hayati bir yankı taşımaktadır: 'Uyuyan milletler ya ölür ya da köle olarak uyanır!'"
Bugün bizlere düşen görev, 106 yıl önce Sivas’ta ortaya konan o sarsılmaz iradeye sahip çıkmak ve "Tam Bağımsız Türkiye" idealini sonsuza dek yaşatmaktır. 28.12.2025..
Ali Berham ŞAHBUDAK Cumhuriyetçi Aydınlanma Partisi Kurucu Genel Başkanı