Kış, çok soğuk geçti az kar yağmasına karşın. Özellikle geceleri bastıran ayaz, insanların iliğine işledi. Kalın giysilerinden içlerine işleyen gece ayazına dayanamıyoruz biz. Peki, geceyi sokakta soğuğun altında geçiren hayvanlar nasıl korunacak bu ayazdan?
Bilge Dede, her sabah erkenden uyanır ve evinin çevresinde konaklayan serçe, kumru ve güvercinlere yem verir. Kimi zaman bulgur kimi zaman da buğdaydır kuşların önüne attığı yemler. Bulgur ve buğday olmadığı zaman onlara bayat ekmekleri ıslatıp verir. Çevredeki aşevlerinde insanların önünden artan ekmekleri toplar fırsat buldukça. Kuşlarını doyurmadan kahvaltısını yapmaz.
Bilge Dede’nin gerçek adını mahallede kimse bilmez. Aslında onun gerçek adını merak eden de pek olmaz. Onun özverili davranışları, doğaya düşkünlüğü, yerli yerinde kullandığı sözleri, bilgece konuşmaları, insanları kırmaması, ilişkilerinde hep yapıcı olması, elseverliği, duygudaşlığı, varlıkları ayrım yapmadan sevip sayması, iyilikseverliği, kötülüğü usundan geçirmemesi nedeniyle ona “Bilge” adı verilmişti. Bu adı, ona kimin verdiğini kimse anımsamaz. Yaşlanınca “Bilge” adının yanına “Dede” de eklenince adı “Bilge Dede” oldu. Bir insana toplumca verilen ad, bu kadar mı uyup yakışır?
Bilge Dede, geceleri sıcaklık beş dereceden aşağı düştüğünde sabahleyin kuşlarına bir kat daha fazla yem verir. Çünkü onların gece boyunca çok üşüdüklerini düşünür. Gün boyu geceleyin yaşadıkları dondurucu soğuğun etkisinden böylece kurtulacaklarını düşünür. Ayrıca iyi beslendiklerinde bir sonraki geceyi daha rahat geçirecekleri kanısındadır.
2 Mart gecesi çok soğuktu. Ayaz dayanılacak gibi değildi. Evlerin içinde bile dondurucu soğuğun etkisi duyumsanıyordu. İnsanlar, kat kat giyindiler. Bilge Dede, geç vakit uyudu. Uykusunda kötü düşler gördü. Gördüğü her düşten sonra terleyerek uyandı. Kendi kendine “Düşlerim hayrolsun.” dedi. Düşünde kuşlarını gördü. Kalktı yerinden cam önlerine, balkonun korunaklı yerlerine, pencerelerin denizliklerine baktı. Hiçbirini göremedi. İyici üşüdü. Elleri buz kesti sanki. Çenesi titremeye başladı. Hemen sıcak yorganının altına girdi. Türlü düşünceler içinde uykuya daldı.
Bilge Dede, uyur uyumaz yeni düşlerin içinde buldu kendini. Bu kez düşleri iyiydi, ancak yine de ter içindeydi uyandığında. Çabucak yatağından kalkıp üstündeki terli giysileri değiştirdi. Hemen mutfağa girip bulgur kavanozunu aldı. Önce mutfak camında onu bekleyen güvercinlere avuç avuç bulgur koydu cam önündeki denizliğe. Güvercinler çok acıkmış olmalılar ki Dede’nin bulgurları dökmesine fırsat vermeden avucundan yemeye başladılar. Bir yandan güvercinlerine tek tek “Günaydın!” derken diğer yandan yemlerini oldukça geniş bir alana dağıttı.
Güvercinler barışı simgeleseler de karınlarını doyururken birbirlerini gagalayıp dövmekten geri durmaz. Yalnızca birbirlerine karşı değil, kumru ve serçelere de sert davranır onlar. Bilge Dede: “Uslu uslu yiyin, kardeşleriniz dövmeyin!” diyerek uyarsa da onların buna pek aldırdığı yoktu. Onlarca güvercin gagası yemleri yerden toplama yarışı içine girdi.
Dede, zaman geçirmeden balkona gitti. Orada kumrular, balkon demirlerine konmuş onu bekliyordu. Serçeler ise saksılardaki sardunyaların arasına saklanmış onun yolunu gözetliyorlardı. Çıktı balkona. Balkon duvarının dibine, açık alanlara serdi avuç avuç bulguru. Sonrasında geri çekilip seyre daldı onların karınlarını doyuruşunu.
Kaşla göz arasında bulgurlar bitti. Hepsinin iyice doyduğu, kursaklarının şişkinliğinden belliydi. Tam da balkon kapsını kapatıp içeri girecekken kumrulardan Akkuyruk: “Bilge Dede, çok sağ ol, sen olmasan biz ne yapardık bugün? Zaten gecemiz geçmek bilmedi, sabahı zor ettik. Ayazda doğru düzgün uyuyamadık. Donacağız sandım. Gün ışıyınca her şeyin senin sayende normale döneceğini düşündüm.” dedi.
Bilge Dede: “Sağ ol Akkuyruk. Ben insanlık görevimi yapıp size birkaç avuç bulgur verdim. Varsa bir lokma ekmeğimiz onu, doğa ananın tüm çocuklarıyla paylaşmak benim görevim. Siz açken ben nasıl karnımı doyurabilirim ki?” dedi içini çekerek.
Sardunyaların arasında saklanan serçelerden Titrek Ses birkaç kez “Cik, cik!” diyerek öttükten sonra: “Dede, sen bizim yaşam umudumuzsun. Senin varlığın bize güç veriyor. Sana bir şey olmasın diye her gün Tanrı’ya yakarıyorum sana sağlık ve uzun bir yaşam versin diye.” deyip kanatlarını yavaşça mutluluk içinde açıp kapadı.
-Ben de sizin varlığınızla yaşama bağlanıyorum. Hepimiz doğa ananın çocuklarıyız. Birbirimizin iyiliğini karşılıklı olarak istemeliyiz, diye yanıtladı onu Dede.
Konuşmaları işiten güvercinler doluştu balkon korkuluklarının üstüne. İçlerinden Akbaş: “Sabahleyin gün ışırken uyanıp kalktığımda senin uyuduğun yatağın karşısındaki camdan içeri bakıyorum her sabah. Bilge Dede’m sağlıklı mı, rahat yatıyor mu yerinde diye. Senin sağlık içinde soluk alıp verdiğini görünce o kadar çok mutlanıyorum ki anlatamam.” dedi gözlerini sağa sola çevirerek.
Bilge Dede ile kuşlar arasında konuşma sürerken birden yukarıdan bir martının gölgesi belirdi. Serçeler, sindi sardunya diplerine. Kumrular, balkonun iç kısmındaki duvar gölgesine saklandı. Güvercinler, ters yönde alçaktan uçarak uzaklaştı. Martı uçup gitti yolunca. Tehlike geçince kumrulardan Çil Boyun: “Bilge Dede; martılar biz küçük kuşları yakalayınca yiyorlar bir damlacık etlerimizi. Bu nedenle onları görünce kaçıp saklanıyoruz.” dedi üzülerek,
Serçeler, saksı kıyılarına yaklaştı. İçlerinden Gün Işığı: “Yalnızca martılar değil; kargalar, kediler ve diğer yırtıcı kuşlar bizi avlıyor bir damlacık etimiz için. Son yıllarda saklanacağımız yerler azaldı koca kentte. Sık yapraklı ağaçları acımadan kesiyor kimileri. Onların yerine beton yapılar dikiyorlar. Ayrıca çatı aralıklarında, kiremit altlarında yuva yapardık. Yeni yapılarda ne çatı aralıkları ne de kiremit altları var. Böyle olunca da yaşam alanlarımız gittikçe daralmakta.” derken sözünü bitiremedi, gözleri dolu dolu oldu.
Bilge Dede: “Arkadaşlarımla toplanıp karar verdik yeni şeyler yapmak için. Kentin boş alanlarına sık yapraklı ağaçlar dikme kararı aldık. Bu konuda belediyeler ve bazı demokratik kitle örgütleri de bize yardımcı olacak. Ayrıca küçük kuşlar için evlerin bahçelerinde kuş evleri yaptıracağız. Bu konuyu belediyeye önerdik, doğru karar alacaklarını düşünüyor, bizi destekleyeceklerini umuyorum. Böylece serçe, güvercin ve kumruların yaşam alanları genişleyecek. Ayrıca kentimizdeki aşevleriyle konuşacağız. Yenmeyip çöpe atılan ekmekleri biriktirip bizim kurduğumuz Kuşları Sevenler ve Koruyanlar Derneğine verecekler. Biz de bunları sizin yiyebileceğiniz duruma getireceğiz.” dedi mutlulukla gülümseyerek.
Kumru, serçe ve güvercinler; Bilge Dede’nin sözleriyle umutlandılar. Dede, onlarla vedalaşarak içeri girdi. Kahvaltısını hazırlayıp sofraya oturdu. Mutluluk içinde lokmalarını çiğnemeye başladı. “Yaşam doğa ananın tüm çocuklarıyla güzel…” dedi kendi kendine.
Adil Hacıömeroğlu
8 Mart 2026