Bereketlendirmek…
Arayış içindeki Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAS)’e vahyin inmeye başladığı Ramazan ayının mağfiret olan zaman dilimine girdik.
Vahyin ilk inmeye başladığı gece de Kadir gecesi malumunuz. İnşallah bizim kalbimize de Kuran-ı Kerim tesir eder. Biz de bu günler vesilesiyle akleden bir kalbe sahip oluruz.
Akleden bir kalbe sahip olabilmek için rabbimizle olması gereken irtibatımızda görev ve sorumluluklarımızı iyi tespit edip, isteyeceklerimizin başına neler koymamız gerektiğini çok iyi bilmeliyiz.
Cüzi irademizle gözümüzü kulağımızı ve gönlümüzü Allah rızası için nasıl yöneteceğimizi çok iyi planlamamız gerekiyor. Şefkati ve merhameti ile bize yol gösteren rabbimizin emir ve yasaklarıyla hayat yolculuğumuzu şekillendirmeliyiz.
Namazla zamanı yönetmeyi, oruçla güdülerimizi yönetmeyi, zekâtla serveti yönetmeyi ve daha birçok ibadetle yaşayarak ve yaparak riyadan uzak gönülden gelerek yaşamaya çalışmalıyız.
Kur'an okumalarımızı bu ayda arttırıp, mana deryalarına dalmaya çalışmalıyız. İşte o zaman oyun ve eğlence için yaratılmadığımızın farkına varırız. Böylece emr-i bi'l-ma'rufnehy-i ani'l-münker misyonumuzu yerine getiririz. Ambalajlarla hayır gibi görünen şerlere def edip, duanın yoldaşlığında hareket ederiz.
Mana üzerinde derinleşince, kıssalar bize cennet yolculuğumuzun rehberleri olurlar. İnsan olma özelliğimizi unutturmaya çalışan kadim düşmanımız şeytana inat, yaptığımız her hatadan, işlediğimiz her günahtan sonra tövbe edip Hz. Âdem’in ayak izlerini takip etmiş oluruz.
Sosyal ağlarla, iletişim kanallarıyla elimizden almak istedikleri güven duygusunu, Hz. Nuh‘un örnekliğinde ‘Allah var gam yok’ diyerek aramızda yeniden tesis edebiliriz. Alaycı ve tahkir edici emperyalist güçlerin bütün aşağılamalarına karşı tabiri caizse karada yaptığımız gemimize; besmelelerle ve mananın vermiş olduğu tevekkülle göğüs gererek onlara aldırış etmeden çivilerimizi çakıp işimize bakarız.
İmtihan dünyasındayız ister istemez şaşırıp tökezleyebiliriz. Ama Hz. İbrahim gibi başımıza gelenlere karşı anı mutlaklaştırmayıp sabredersek bizi kim yenebilir.
İllaki mağdur olduğumuz zamanlar olacak ama eğer mağduriyetinizi yönetecek dirayeti Hz. Yusuf'tan öğrenirsek dünyada soyut ya da somut ne kadar zindan varsa bize medrese olmaz mı?
Hastalık ve acılar karşısında Eş Şafi olan Rabbimize dayanarak başımıza gelen musibetlerin bizi esir almasını önler, onları birer cennet azığı yaparız.
Ez cümle hayat yolculuğumuzda birçok hadiselerle karşılaşacağız, hadiseler karşısında nesne değil de yöneten şahsiyetlerden olup özne olursak bir kere geldiğimiz şu fani âlemden asli vatanımıza adam gibi göç etmez miyiz?