Vedat Kan

Tarih: 06.01.2026 10:36

Bereket: miş…

Facebook Twitter Linked-in

Bereket: miş…

Soğuk iliklerimize kadar işlemeye başladığında aklıma deli divane katı açılmamış deyişlerim (!) gelir.

Bazen güler geçerim bu huyuma, bazen de hak vermek bir yana; bir de ödüllendiririm.

Mesela okkalısından demli bir çay ısmarlarım kendime, her buğusunda söyleyebildiklerime dua edip, şükredip; söyleyemediklerime ise buğusunun kokusunda kaybolduğum çayımın demine kızıp, kendi kendimi yerim.

Atalarıma tatlı bir serzenişim olsun; başka topraklar mı bulamamışlar da gelmiş yerleşmişler buralara. Biraz daha arasaymışlar ya. Tarihlerinde kurtuluş günleri olmayan illerimizi seçselermiş ne olurdu sanki!

Bir de yetmezmiş gibi gelecek nesilleri kandırmak için de, aylarca çilesini çektiğimiz “kar”ada bereket diye isim takmışlar…

Allah aşkına birisi kalkıp, çile yumağı olarak görülen ve sadece ve sadece zenginin eğlencesi olan şu kış mevsiminin bana bereketini bir anlatsın. Ben de ikna olayım da, kendi kendime konuşma huyumdan vaz geçeyim artık…

Ekim sonunda sıkıntılarına başlar ve Haziran ortalarında normale döner, bizim memlekette hayat kuzum! 

Aynı zaman dilimi içerisinde Erzurum dışında, batıya ve güneye doğru her yerde yeşile ve hatta tarım ürünlerinin 2.sine 3.süne 4.süne rastlamak pekâlâ mümkündür. Ama gel gör ki bu topraklarda güzlük bile normal olarak ekilmişse, adı berekettir… 

Bu memlekette; örnek olarak kalmış birkaç insanı dışında, her şey soğuktur oğul. 

Buz gibidir hayat. 

Hem yüreğini hem de cebini yakar acımasızca…

Düşüncelerimiz bile yazlık/kışlıktır bizim. 

Hayallerimiz, çalışmalarımız ve hatta hatta çoğu zaman bu sebeple buz esintisi yaşatan yatağımız dahi.

Kara kış, bizden insanlık normallerinin çok ama çok üzerinde birçok şeyimizi alıp götürdü; götürdü ki hayallerimiz bile ayaz kokar oldu, artık baharı bile özleyemiyoruz… 

Sadece bir kara kış bereketinde (!) kurduğumuz hayallerin içerisinde, bahara özlem olarak anılarımızda kalan, çocukluğumuzun godi de beşesi olmuştur.

Godi de beşe… 

Godi de beşe, pilav geldi! Pilav geldi!

Godi de beşe…

!

Hepsi bu kadar!

Soğuk kış gecelerinin, soba başında geçen aile muhabbetlerinden ağız tadı olarak bize kalan ve burnumuzun kemiklerini sızlatan bir tek bu.

Avazı çıkığı kadar bağırarak, ayazda sesi kaybolmasın diye tekrarında aceleci davranılan ve bahara ısmarlanılan özlem içeren bir haykırıştı aslında godi de beşe…  

Adı pilav denilen ve hepimizin bildiği şimdilerin popcornu olan, patlamış mısır satıcısının “bardağı 5 lira” diye seslenerek çıkardığı bu canhıraş feryat; aslında bir isyanın şaha kalkmış ama başarılı olamamış bir başkaldırışıydı… 

Ses kesilince geride kalan ise sadece ve sadece ayazın kokusu ve gelmeyen şafağın perde ışıklarına doğru savurduğu “ne işiniz var buralarda” öfkesinden başka bir şey değildi.

Biliyorduk, hem de çok iyi biliyorduk; bu memleketin bir zamanların kok kömürünü yakan zenginler için tahsis edildiğini. 

Aslında bizi de buralara, belki de birileri; o zenginlerin eğlenirken canı sıkılmasın diye konu mankeni olalım diye göndermişler. Ve korkup kaçmayalım diye de, çilesine kurban olduğumuz kara kışının; bize asla kâr olamayan karına, bereket ismini vermişler. 

Eyvah eyvah! 

Ki;

Ne eyvah…

Erenlerden birisine sormuşlar; üstad, nedir bu bereketin hikmeti diye verdiği cevap ise anlayana bereket. 

İşeyende üzerine sıçratmıyor demiş.

Kara kış ve çile dergâhının bitmeyen sayılı günleri, geçmek bilmeyen ama bekleyenini bitiren günlerin bitmesine ne kaldı ki şunun şurasında…

Bereket mi?

Suyunda dediler, onu da yine bir zengine verdiler. 

Verdiler ki, şişeleyip bize satsın.

 Satsın ki bu bereketin tadını çıkarsın. 

Kar yağar adam boyu diyerek oyaladıkları adamlarda kalmadı şimdi; bereket desen, zamanın çarkında dövize ve özellikle de altına endeksli başka bir zulüm.

Nasıl istersen öyle ye…

Bahar mı diye soracak olanlara; umut da fakirin ekmeği derim, ye babam ye yiyebildiğin kadar. O bahsettiğin bahar da belki bir gün gelir diyerekten…

Başka söze ne hacet;

Evliya Çelebi söyleyeceğini söylemiş nasıl olsa…  


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —