Menü Global Bakış
Rafet Ulutürk

Rafet Ulutürk

Tarih: 21.03.2026 11:09

Bedava Sanılanın Bedeli var mi?

Facebook Twitter Linked-in

İnsan, en çok elinin altındakini unutuyor.
En çok her gün gördüğüne alışıyor.
Ve en çok da kendisine karşılıksız verilenleri değersiz sanıyor.

Oysa hayatın en büyük gerçeklerinden biri şu:
En kıymetli olanlar, çoğu zaman bedel ödemediklerimizdir

Sessizce Verilen Bir Dünya

Her sabah güneş doğuyor.
Hiç aksatmadan, hiç gecikmeden, hiç ücret istemeden.

Perdeyi aralıyoruz, bir ışık içeri doluyor.
Biz bunu sıradan bir sabah zannediyoruz.

Oysa o ışık olmasa…
Hayat dediğimiz şey, birkaç gün içinde sönüp giderdi.

Yağmur yağıyor.
Kar yağıyor.
Dağlardan sular süzülüyor, dereler akıyor, nehirler birleşiyor.

Biz musluğu açıp su içiyoruz.
Ama o suyun gökyüzünden yeryüzüne uzanan uzun yolculuğunu hiç düşünmüyoruz.

Gece oluyor.
Gökyüzü yıldızlarla doluyor.
Ama biz başımızı kaldırmıyoruz bile.

Çünkü artık gökyüzünden çok ekranlara bakıyoruz.

“Bedava” Olanın Körlüğü

Belki de sorunun özü burada:
Bedava sandığımız şeylerin kıymetini bilmiyoruz.

Oysa su bedava değil; vazgeçilmez.
Güneş bedava değil; hayatın kendisi.
Toprak bedava değil; varlığımızın temeli.

Bir damla suyu satın alabilirsin ama onu var edemezsin.
Güneşten enerji üretebilirsin ama onu doğuramazsın.
Toprağı işleyebilirsin ama ona bereket koyamazsın.

İnsan üretmeyi öğrendi ama yaratmayı hâlâ öğrenemedi.
Çünkü bazı şeyler yapılmaz, sadece verilir.

Ve biz verilenleri, sanki hep var olacakmış gibi tüketiyoruz.

Emanet mi, Mülk mü?

Yeryüzü bize hazır bir sofra gibi sunulmuş.
Ormanlar, ağaçlar, nehirler, denizler, rüzgâr, güneş…

Hepsi insanın hizmetine verilmiş gibi.

Ama biz bu sofraya misafir gibi değil,
sahibi gibi oturuyoruz.

Suyu israf ediyoruz.
Toprağı kirletiyoruz.
Ağaçları kesiyoruz.
Denizleri dolduruyoruz.

Sonra dönüp temiz hava, temiz su arıyoruz.

Unuttuğumuz şey şu:
Bu dünya bizim değil.
Bize emanet.

Emanet ise korunur.
Tüketilmez.

Unutmanın Bedeli

İnsan, nimetin kaynağını unutunca önce şükrünü kaybeder.
Şükrünü kaybedince ölçüsünü yitirir.
Ölçüsünü kaybedince de hem dünyayı hem kendini yıpratır.

Bugün yaşadığımız çevre krizleri, kuraklık, iklim dengesizlikleri…
Hepsi biraz da bu unutmanın sonucudur.

Biz suyu harcarken susuzluğu,
ağaçları keserken nefesi,
toprağı kirletirken soframızı kaybediyoruz.

Ama bunu çoğu zaman geç fark ediyoruz.

Yeniden Bakmayı Öğrenmek

Belki de ihtiyacımız olan şey daha fazla teknoloji değil;
daha fazla farkındalık.

Daha çok üretmek değil;
daha çok anlamak.

Bir ağaca bakmayı,
bir damla suyu hissetmeyi,
gökyüzünü gerçekten görmeyi yeniden öğrenmek.

Çünkü bu dünya bize verilmiş sıradan bir yer değil;
sessizce sunulmuş büyük bir hediyedir.

Ve hediyeler…
Kıymet bilindiğinde anlam kazanır.

Asıl Soru

Bize bu kadar çok şey verilmişken…
Güneş her gün doğarken,
yağmur toprağa hayat verirken,
yeryüzü bize cömertçe sunulmuşken…

Asıl soru şu:

Biz ne yapıyoruz?

Şükrediyor muyuz,
yoksa tüketiyor muyuz?

Koruyor muyuz,
yoksa yok mu ediyoruz?

Çünkü insanın gerçek imtihanı,
sahip olduklarıyla değil…
Onlara nasıl davrandığıyla başlar.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —