Bayramlar, bu toprakların en zarif köprüleridir.
Bir elin darlığını diğer elin varlığıyla onardığı, "ben" yerine "biz" demeyi öğrendiğimiz mukaddes zamanlardır.
Ancak son yıllarda bu kadim gelenek, dijital dünyanın parıltılı ama buz gibi soğuk ekranlarında tanınmaz bir hale geldi.
Yardımlaşma; dervişane bir sessizlikten çıkıp, sosyal medyanın beğeni butonlarına hapsedilen bir "içerik" pazarına dönüştü.
Şimdi, bayram sabahının o duru ikliminde durup nefsimize sormamız gereken yakıcı bir soru var: Biz gerçekten bir yaraya merhem mi oluyoruz, yoksa kendi iyiliğimizi mi vitrine çıkarıyoruz?
Sağ Elin Sol El ile İmtihanı
Atalarımız, iyiliğin doğasını tek bir cümleyle özetlemişti:
"Sağ elin verdiğini sol el görmesin."
Bu, sadece bir gizlilik uyarısı değil; insan onuruna duyulan en derin saygının ilanıydı.
Çünkü iyilik, yapıldığı anda değil, gizlendiği ve failini unutturduğu anda "iyilik" olur.
Bugün ise objektiflerin gölgesinde yapılan yardımlar, ihtiyaç sahibinin mahcubiyetini dijital bir iz olarak sonsuzluğa hapsediyor.
Bir çocuğun gözlerindeki o çekingen bakışı, bir yaşlının bükülmüş boynunu kadraja sığdırıp dünyaya servis etmek, o insanın haysiyetini hiçe saymaktır.
O kareyi paylaşmadan önce kalbimize şu soruyu mühürlemeliyiz:
"Eğer o fotoğraftaki mahzun yüz benim evladım ya da annem olsaydı, bu paylaşım ruhumda kaç parça kırık bırakırdı?"
İnsan Onuru:
En Mukaddes Emanet
Unutmayalım ki insan onuru, bir koli erzaktan ya da bir bayramlık kıyafetten çok daha değerlidir. Karın doyururken ruhu aç bırakmak, bir el uzatırken bir kalbi paramparça etmek adalete sığmaz. Bizler; edebi, adaleti ve vicdanı bayrak edinmiş bir medeniyetin mirasçılarıyız.
Bu kimliği taşımak, sadece isimle değil, o ismin gerektirdiği asaletle mümkündür.
Bir çocuğun bayram sevincini fotoğraflayıp "hayırsever" etiketiyle paylaşmak, o çocuğun gelecekteki özgüveninden çalmaktır.
Gerçek büyüklük; kameraların flaşları patlamadan, telefonların kayıt tuşuna basılmadan, birinin karanlığına sessizce ışık olabilmektir. İyilik, kalpten kalbe giden gizli bir yoldur; bu yolu kalabalıkların gürültüsüyle kirletmemek gerekir.
Sessizliğin Asaletine Davet
Bu bayram bir karar verelim: İyiliği göze değil, gönle yapalım.
Kameraların önünde sahte kahramanlıklar kovalamak yerine, sessizliğin ve samimiyetin huzuruna talip olalım. Bir kapıyı çalarken "ben geldim" kibriyle değil, "emaneti getirdim" mahcubiyetiyle yaklaşalım.
Çünkü en makbul iyilik, sadece Yaradan’ın bildiği ve kulun kalbinde saklı kalandır. Gösterişle yapılan her iş bedeni bir anlık doyurur ama gizli yapılan, sakınılan her iyilik ruhu ebediyen iyileştirir.
Gelin, bu bayram sadece ellerimizi değil, niyetlerimizi de paylaşalım.
Ama sessizce... Ama insanca...