Son günlerde sosyal medyada ve bazı televizyon ekranlarında tehlikeli bir algı yapılıyor: “Azerbaycan İsrailci oldu.” Bu algıyı yapanlar ya meseleyi bilmeden konuşuyor ya da bilinçli bir algı operasyonunun parçası oluyor. Çünkü bir devletin dış politika ilişkileri ile ideolojik bağlılığı aynı şey değildir.
Azerbaycan devleti herhangi bir ülkenin ideolojik uzantısı değildir. Azerbaycan, tıpkı dünyanın bütün egemen devletleri gibi devlet çıkarları doğrultusunda farklı ülkelerle iş birliği yapar. Bu bazen İsrail ile olur, bazen Rusya ile, bazen Avrupa ile, bazen de başka ülkelerle. Dış politika böyle yürür.
Fakat ne yazık ki bizim medya ve sosyal medyada bazı kişiler bu gerçeği çarpıtarak Azerbaycan’ı “Siyonizmin temsilcisi” gibi göstermeye çalışıyor. Televizyon ekranlarına çıkarılan bazı “yorumcular” öyle abartılı hikâyeler anlatıyor ki insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu kadarını İsrail’in kendi televizyonları bile söylemiyor.
İsrail’de bile kendi devletlerini bu kadar “efsanevi” ve “dokunulmaz” gösteren yayınlar yoktur. Ama bizde bazıları Gazze’de ve başka yerlerde sivillerin öldürülmesini bile savunacak noktaya gelmiş durumda. Okullarda “Sepah vardı”, hastanelerde “Hamas saklanıyordu” gibi iddialarla sivillerin ölümüne gerekçe üreten bir dil kullanılıyor.
Oysa insanlığın temel ilkesi nettir: Sivillerin öldürülmesi hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamaz.
Bu ilkeyi en iyi bilen ülkelerden biri Türkiye ve Azerbaycan’dır. Türkiye, Zeytin Dalı ve Afrin operasyonlarında, PKK terör örgütünün sivilleri canlı kalkan olarak kullanmasına rağmen büyük hassasiyet gösterdi. Sivillere zarar vermemek için operasyonlar son derece dikkatli yürütüldü.
Aynı hassasiyeti Azerbaycan da 44 günlük Karabağ savaşında gösterdi. Hankendi çevresinde ayrılıkçı unsurların sivilleri kalkan olarak kullandığı bilindiği hâlde Azerbaycan ordusu operasyonlarını son derece kontrollü yürüttü. Bu hassasiyetin bedeli ağır oldu; yüzlerce Azerbaycanlı ve Türkiyeli kahraman evlat şehit düştü.
Bu nedenle sivilleri hedef alan bir savaşı savunmak, hele bunu “insan hakları” veya “güvenlik” adı altında meşrulaştırmaya çalışmak, ciddi bir akıl tutulmasıdır.
Daha da üzücü olan ise bu söylemleri dile getirenlerin arasında kendini gazeteci, yazar veya siyasetçi olarak tanıtan kişilerin bulunmasıdır. Bu sözleri duyan insanlar doğal olarak şu kanaate varıyor: “Demek ki Azerbaycan tamamen Siyonizme teslim oldu.”
Oysa gerçek tam tersidir.
Azerbaycan devleti bağımsızdır ve kendi çıkarlarını gözetir. Bugün İsrail ile ilişki kurduğu gibi yarın başka ülkelerle de iş birliği yapabilir. Ama bu durum Azerbaycan’ın başka bir ideolojinin parçası olduğu anlamına gelmez.
Azerbaycan’ın yakın tarihinde bunun örnekleri vardır. Devlet gerektiğinde Rusya’nın etkisini de, İran’ın etkisini de sınırlandırmayı bilmiştir. Aynı şekilde ülke içinde farklı dış merkezlerin etkisinde hareket eden çevrelere karşı da zaman zaman sert adımlar atılmıştır.
Bugün Azerbaycan’ı hedef hâline getiren asıl tehlike ise dışarıdan çok içeridedir. Medya ve sosyal medyada “izlenme rekoru” uğruna konuşan bazı kişiler, Azerbaycan’ı uluslararası tartışmaların hedefi hâline getiren bir dil kullanıyor.
Bu kişiler, yurtdışında oturup Cumhurbaşkanı’na veya ailesine hakaret edenlerden bile daha tehlikeli olabilir. Çünkü onların sözleri Azerbaycan halkını başka halklara karşı kışkırtmak ve Azerbaycan’a karşı nefret oluşturmak için kullanılabiliyor.
Tarih bize şunu öğretmiştir: Bir ülke çoğu zaman dış saldırılarla değil, içeride oluşturulan algılarla zayıflatılır.
1920’de Azerbaycan’ın işgal edilmesinin arkasında da benzer bir süreç vardı. Önce toplum içinde güvensizlik ve kaos oluşturuldu, ardından dış müdahale geldi.
Bugün de benzer bir oyuna zemin hazırlamak isteyenler olabilir. Bu nedenle her Azerbaycanlı görünen kişiye hemen güvenmemek gerekir. Çünkü bazıları Azerbaycan’ı savunuyor gibi görünse de aslında ülkeyi yalnızlaştıracak bir söylem üretmektedir.
Türkiye’den Azerbaycan’a hakaret eden bazı çevrelerin motivasyonu da aynı olabilir. Onların amacı Türkiye’yi savunmak değildir. Tam tersine, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güç birliğini zayıflatmaktır.
Çünkü herkes biliyor ki Türkiye ile Azerbaycan birlikte güçlüdür. Ve bu güç bölgedeki birçok hesabı bozmaktadır.
Sonuç olarak şunu unutmamak gerekir:
Azerbaycan hiçbir ideolojinin uydusu değildir. Azerbaycan’ın tek tarafı vardır: Türkiye. Onu da Şuşa Anlaşması ile tescillemişlerdir. Bir de Azerbaycan’ın milli çıkarları.
Gerçek vatanseverlik de tam olarak burada başlar.
Devleti eleştirmek ya da yanlışlarını dile getirmek mümkündür, hatta gereklidir. Ama eleştiri ülkeyi hedef hâline getiren propaganda diline dönüşmemelidir.
Çünkü söz bazen silahtan daha güçlüdür. Ve yanlış kullanılan sözler en çok da kendi ülkesine zarar verir.
Nigar Ögeday