Hayat bazen bize devâsa bir tiyatro sahnesi gibi görünür. Ancak en büyük yanılgımız, sahnedeki rolümüzü seçerken konforun cazibesine kapılıp, kudretin sorumluluğundan kaçmamızdır. Kur’an-ı Kerim, insanın bu dünyadaki varlık sebebini pasif bir bekleyiş değil, aktif bir gayret olarak tanımlar: "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm Sûresi, 39)
Ormanda dört ayağı da sakat bir tilki gören adamın hikâyesi, tam da bu âyetin hayat bulmuş bir tefsiri gibidir.
Hikâye: Yanlış Anlaşılan Teslimiyet
Adam, ormanda dolaşırken dört ayağı da sakat bir tilki görmüş. "Bu hayvan nasıl beslenir?" diye merak ederken; bir aslanın ağzında avıyla geldiğini, avının bir kısmını tilkiye bırakıp gittiğini görmüş. Adam bu manzara karşısında büyülenmiş: "Madem ki Allah bir sakat tilkiyi bir aslanın eliyle besliyor, o halde benim rızkım da ayağıma gelir" diyerek bir köşeye çekilmiş.
Günler geçmiş, adam açlıktan bitap düşmüş. Tam o sırada iç dünyasında bir nidâ yankılanmış: "Neden sakat tilkiyi taklit ettin de, o yiğit aslanı taklit etmedin? Başkasının artığına göz dikeceğine, neden başkasına ikram eden aslan olmadın?"
Tevekkül mü, Tembellik mi?
Bizim toplumumuzda "nasip" kavramı bazen tembelliğin kılıfı olarak kullanılıyor. Oysa gerçek tevekkül, önce esbâba (sebeplere) sarılmak, sonra neticeyi Allah’tan beklemektir. Hz. Peygamber (s.a.v.), devesini salıverip "Allah'a tevekkül ettim" diyen bedevîye şu meşhur uyarıyı yapmıştır: "Önce deveni bağla, sonra tevekkül et!" (Tirmizî)
Sakat tilkiyi taklit etmek, ruhu emekli etmektir. "Şansım yok", "Sistem kötü" diyerek mağduriyetin konforuna sığınanlar, aslında çalışmayı emreden şu ilâhî îkâzı görmezden gelirler: "İşin bitince hemen başka bir işe koyul." (İnşirah Sûresi, 7)
Veren Elin İzzeti, Alan Elin Esâreti
Hikâye bize çok net bir ahlâki pusula sunuyor: "Veren el, alan elden üstündür." (Buhârî)
Sakat Tilki: Muhtaçlığı ve pasifliği temsil eder. Çaresizlik bir kader olabilir ama çaresizliği bir yaşam biçimi haline getirmek, Allah'ın insana bahşettiği "yeryüzünün halifesi" vasfına ihânettir.
Yiğit Aslan: Gücü ve üretimi temsil eder. İslâm âlimlerinden Abdülkadir Geylânî hazretleri şöyle buyurur: "Mümin, hem kendi rızkı için çalışır hem de başkalarının yükünü omuzlar."
Aslan, sadece kendi karnını doyurduğu için değil, rızkını bölüştüğü için ormanın kralıdır.
Modern Zamanın "Topal Tilkileri"
Modern dünya bizi sürekli "tüketmeye" ve "istemeye" programlıyor. Mağdur edebiyatı yapmak, sorumluluk yüklenmediği için tatlı gelir. Oysa Hz. Ömer, ibadet bahanesiyle çalışmayıp mescidde oturanları, "Gökten ne altın yağar ne de gümüş! Kalkın ve rızkınızı arayın!" diyerek dışarı çıkarmıştır.
İslâm düşüncesinde "el kârda, gönül yârda" esastır. Yani el çalışırken, kalp Allah ile beraber olmalıdır. Aslan olmak zordur; yorulmayı ve korumayı gerektirir. Ama unutulmamalıdır ki, "Allah çalışıp kazananı sever." (Hadis-i Şerif)
Kendi Sahnenize Dönün ve Sorun
Şimdi durun ve kendinize en dürüst aynada bakın: Kimi oynuyorsunuz?
Sürekli birilerinden bir şeyler beklediğinizde, şartları bahâne edip köşenize çekildiğinizde ruhunuzun sakatlandığını fark edin.
Bırakın başkasının getireceği tavuğun yarısını beklemeyi. Kendi rızkının peşinde koşan, paylaştıkça çoğalan o yiğit aslan olun. Çünkü bu dünya, tilkilerin pasif bekleyişiyle değil, aslanların ihlaslı gayretiyle güzelleşir.