Alt Tarafı basit bir çivi...
Hemen hepimiz çivi konusuyla alakalı olan; bir çivi, bir nal ve bir nal, bir at kıssasıyla birlikte devamında ki olaylar zincirinin yol açtığı, hisseye düşen durumu duymuşuzdur…
Normalde basit gibi görünen ve çoğu zaman umursamadığımız ve hatta hiç te aklımızın ucundan dahi geçirmediğimiz, buna benzer birçok durumların; hayatımızın akışına nasıl bir yön verdiğini ise genelde kayıplarımızdan sonra farkına varırız.
Değil mi ki; “iş işten geçtikten sonra” ifademizin çıkış noktası da tam budur…
Sonrasında;
Keşkeler,
Eyvahlar,
Ve
İçten içe yürek yakan pişmanlıklar…
Ahlar, oflar
Ve sonrasında da; çaresizce, “zararın neresinden dönülürse kârdır”, mantığının ardından koşmak…
Geçen hafta sonu, Atatürk Üniversitesinin; özellikle de Ahmet Hocanın rektör oluşundan itibaren, gerçek anlamda gelenek haline getirdiği ve halk ile kamu arasında köprü vazifesi gördüğünün altını çizerek, özellikle vurguladığı, basın camiasıyla buluşmalarının yeni bir randevusu vardı.
O gün;
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü olması münasebetiyle bizim açımızdan özel, kendileri açısından ise ciddi bir övünç kaynağının halka arz edilişi…
Ki; zaten olması gereken de, buydu.
Halka hizmet noktasında; samimi ve gayret dolu adımların mesafelerde yol alışı ve her adımda elde edilen gurur verici gelişmeler, başarı merdivenlerinde tırmanılan basamaklar.
Her bir basamakta; emektarlarının insanlık tarihine hediyesi, yarınlara olan özgüveni yanı sıra şehrimizin ilkleriyle, enlerinin yoğrulması var.
Hoşumuza gidiyor mu?
Büyük bir gururla ifade etmek gerekir ki; çoookkk…
Düşünsenize, Atatürk Üniversitesi Erzurum’da tek!
Doğu’da ha keza…
Ülkemizde, ilklerin arasında!
Ve
Avrupa başta olmak üzere Dünyada ise adından sıkça söz ettirmeye başlamış bulunmakta…
Sıralamaları ve kazanımları merak eden var ise bir tık uzaklıkta.
Bu gurur bu kadim şehrin, bu gurur hepimizin!
Nasıl olmasın ki.
Daha düne kadar birilerinin adının ön plana çıktığı Atatürk Üniversitemizde, şimdilerde birliktelik var, beraberlik var, Erzurum’un kendisi var.
Daha düne kadar makamların hürmetinin sayıldığı bu eğitim camiamızda, şimdilerde daha iyisini nasıl yapabilirizin hesabı var.
Daha düne kadar aba altından sopa gösterilerek hüküm sürülen yerlerde, şimdilerde gerçek anlamda samimi bir özveriyle, hem de hiç olmadığı kadar hizmet yarışı var.
Nasıl mı?
Meraklısına basit ifadelerle o günden kesitler vererek örnekleme yapabiliriz.
Mesela;
Araştırma Üniversiteleri performans sıralamasındaki yerine baktığımızda, disiplinlerarası bilim sıralamasındaki kürsel başarısına baktığımızda, dünyamızın en sürdürülebilir üniversiteleri sıralamasındaki durumuna baktığımızda, dünyamız üzerinde bulunan ve özellikle de bazı ülkelerdeki yoğunluğu göz önünde bulundurulduğu zaman, değeri daha bir ortaya çıkan üniversiteler sıralamasındaki yerine baktığımızda, ülkemizde bulunan tüm üniversitelerin 2025 yılını kapsayan yayın performanslarının konumuna baktığımızda Anadolu’nun zirvesinden, bilimin zirvesine parolasını ve ortaya çıkan mesajı çok rahat bir şekilde idrak edebiliriz.
Bunlar emin olun sadece örnek.
Öğrencilere, şehrimize, kurum ve kuruluşlarımız noktasındaki işbirliğine, vatana-millete ve özellikle de kızıl elmaya olan adımlara hiç girmiyoruz bile.
Terazimizin bir kefesinde tüm bunlar ve olumlu adımlara doğru yönelen domino etkisi varken, devam ederken; öte kefesinde yer alan ve asla hafızalardan çıkarmayacağımız (!), mesajlaşma yoluyla emri vaki ayağa çağırtıp, olmayan bir bayramlaşmaya zorlama mantığını nasıl bir tutabiliriz ki?
Bu iki adımı bilimle, şehire ve insanına hizmetle nasıl eşleştirebiliriz ki?
Kaldı ki,
Özellikle de sağlık alanında atılan adımların idrakine henüz tam varamamışken. Eğitim adımlarına yön verecek sıcak yaklaşımların farkına varamamışken, kültür ve sanatın içerdiği gerçek mozaiğinin göz alıcı ahengine henüz alışmamışken…
Tüm bu olanlara kısa ve net bir cevap geliyor samimi dudaklardan.
“Erzurum’un problemlerini çözüme ulaştırmaktır gayretimiz…”
Düşünsenize;
Şehrimin dertleriyle, hemdert olarak çıktıkları yolda bu güzel insanların hızlarına kavuşamamak işte böyle bir şey! Bu samimi gönül insanlarının attıkları adımı takip etmeyi bir kenara koyalım, yaptıkları çalışmaları tahlil edebilecek beyin bile kalmadı ki bizde…
O yüzdendir, bazı çalışmaları ufka bakar gibi dalarak izlediğimiz.
Anlaşılan o ki henüz algılayamadığımız ve o ciddiyeti gösteremediğimiz ileri teknoloji nöroanjiyografi cihazı en çok bize gerekmektedir…
Yoksa baştan söyleyelim, vurgun yediğimizin resmidir.
O güzel gün; Atatürk Üniversitemizin Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu Hocamı dinlerken, gerçek anlamda neleri kaybettiğimizin hesabına giremedim bile.
Altını kalın bir şekilde çizerek, üzülerek belirtmek ve sormak isterim ki; geçen zamanın bizlerden, bu şehirden nasıl bir değerin hırsızlığını yaptığının çetelesini tutmaya, kim cesaret edebilir?
İşte, tahlil sonuçları ortada; dün yaşananlar ve bugün anlatılanlarla birlikte gelinen nokta göz önünde duruyor.
Gerçekten de eyvah çekmemek elde değilmiş…
Henüz görev tevdi edildiği zaman, basını toplayıp; ilk işimiz bu olacak diyerekten adımlarına her devam noktasında çıta yükselten rektör hocamızın emekleriyle birlikte, emektarlarını unutmak olur mu?
Küskünleri barıştıracağız, kırılan gönülleri alacağız derken; işte şimdi ne kastettiğini anlamaya başladık gibi…
Eyvallah hocam.
Değil mi ki bu imkânlar, bu değerler, bu binalar, bu tesisler, bu öğrenciler ve özellikle de bu şehir dün de vardı.
Hep burada, Palandöken’in nazlı eteklerinin kenarındaydı.
Değil mi ki bu un, yağ, şeker hep bizim mutfağımızdaydı.
Ve değil mi ki üzerine tünediğimiz bu gariban ve kadim şehrin, çıkmaya başlamış çivisinin farkına vararak, alt tarafı basit bir çivi demeden müdahale ettiniz;
İşte meydan ve işte nal ve işte at ve işte komutan ve geleceğe atılan başarı tohumlarının meyvesinin çok yakınlarda olan hasat zamanı…
Değil mi ki; gün de sizin, günler de.
Bize ve bu güzel diyara da; sizin bir an için dahi duraksamadan, bu zirve cephesindeki meydana harcadığınız emeğiniz, emektarlarınızın samimi alın teri olan bu gururu yaşamak düşer vesselam…