Zeki insan…
Bu yazımı okurken sana sunulan hiçbir büyük devlet anlatısını “insanlık” etiketiyle kabul etme. Çünkü bu çağda en büyük yalan en çok “insanlık” kelimesi kullanılarak söylenir. İran konuşulurken üretilen gürültü; hakikati gizlemek için değil, niyeti maskelemek için tasarlanır. Gürültü, suçun sesidir. Sessizlik ise hesabın.
ABD’den başlayayım. ABD İran’dan demokrasi istemiyor. İnsan hakları hiç istemiyor. Rejim değişikliği de bir amaç değil; sadece araç. ABD’nin istediği şey nettir: Kendi küresel düzenine direnebilecek her aktörün hesaplanabilir, yıpratılmış ve bağımlı hale gelmesi. İran’ın nükleer programı, ABD için bir güvenlik tehdidi değil; baskı için ideal bir bahane. Washington İran’ı yakmak istemez; İran’ı sürekli kaynatmak ister. Çünkü kaynayan bir ülke, asla bölgesel irade üretemez. ABD’nin ahlâk söylemi, sahadaki yaptırımların ve vekâlet savaşlarının üstüne örtülen sentetik bir örtüdür. Bombanın düştüğü yerde demokrasi yoktur; çıkar vardır.
İsrail’e gelince… Burada artık kelimeleri yumuşatmanın bir anlamı yok. İsrail, güvenlik söylemini bir sürekli şiddet lisansına dönüştürmüş durumdadır.İran tehdidi, İsrail için bir savunma gerekçesi değil; sınırsız operasyon hakkı üretme aracıdır. İsrail’in bölgeye dair vizyonu barış değildir; kontrol edilebilir kaostur. Sürekli düşman, sürekli alarm, sürekli meşruiyet… İnsan hakları söylemi, İsrail devlet aklında sadece kendisi için geçerlidir. Kendi güvenliğini kutsallaştırırken, başkasının yaşamını değersizleştiren her yapı, insanlıktan değil; üstünlük psikolojisinden beslenir.
İngiltere… En tehlikelisi belki de budur zeki insan. Çünkü İngiltere bağırmaz, bombalamaz, manşet olmaz. İngiltere yazar. Bir cümle yazar, bir madde ekler, bir mekanizma kurar. Sonra bir ülke nefessiz kalır. İngiltere’nin İran dosyasındaki rolü vicdan değil; soğuk imparatorluk hafızasıdır. Hukuku insan için değil, çıkar için kullanan her akıl; insanlık üretmez, sömürü üretir. İngiltere’nin elinde kalem vardır ama o kalemden çoğu zaman adalet değil, boğulma çıkar.
Şimdi Rusya ve Çin… Onlar da masum değil zeki insan. Rusya, İran’ı bir halk olarak değil; Batı’ya karşı takas edilebilir bir jeopolitik fiş olarak görür. İran’ın acısı, Moskova’nın pazarlık gücüdür. Çin ise meseleyi daha sessiz ama daha soğukkanlı yürütür. Çin için İran; enerji sürekliliği, zaman kazanma ve ABD’nin dikkatini başka cephelerde bölme aracıdır. Ne Rusya’nın ne Çin’in derdi İran halkıdır. Onların derdi, kendi yükselişlerinin maliyetini başkasının coğrafyasına ödetmektir.
Zeki insan, şimdi çok net söyleyelim: ABD, İngiltere, İsrail, Rusya ve Çin… Hiçbiri İran’a insanlık için bakmıyor. Hiçbiri adalet için konuşmuyor. Hiçbiri ahlâk için pozisyon almıyor. Hepsi farklı yöntemlerle aynı şeyi yapıyor: İnsanı araçsallaştırıyor. Acıyı stratejiye çeviriyor. Halkları pazarlık malzemesi yapıyor.
İşte bu yüzden tek nedene bağlanan her anlatı bir tuzaktır. “Bu savaş mezhep savaşıdır” diyen de yalan söyler. “Bu nükleer meseledir” diyen de. “Bu güvenliktir” diyen de. Gerçek resim şudur: İran, büyük güçlerin dayanıklılık testi sahasıdır. Kim ne kadar sabreder? Kim ne kadar susar? Kim ne kadar çöker? Kim ne kadar yönetilebilir?
Ve şimdi TÜRKİYE… Zeki insan, Türkiye’yi bu dosyada farklı kılan şey güç değildir. Silah da değildir. Coğrafya bile değildir. Türkiye’yi farklı kılan şey vicdanı devlet aklıyla birlikte harmanlayabilme kapasitesidir.Türkiye’nin refleksi yok etmek değil; denge kurmaktır. Türkiye’nin dili işgal değil; uyarıdır. Türkiye, İran meselesine bakarken ne ABD gibi çıkar putuna tapar, ne İsrail gibi güvenliği kutsallaştırarak insanı ezer, ne İngiltere gibi hukukla boğar, ne Rusya gibi pazarlık fişi yapar, ne Çin gibi sessizce kullanır.
Türkiye’nin durduğu yer şudur: İnsan yoksa güvenlik yoktur. Adalet yoksa düzen yoktur. Vicdan yoksa güç sadece zulümdür.
Bu yüzden Türkiye taraf olmaz; insanı merkeze alır. Türkiye cephe olmaz; denge olur. Türkiye bağırmaz; uyarır ve evet, bu duruş bazılarını rahatsız eder. Çünkü BU ÇAĞDA EN TEHLİKELİ ŞEY, BOMBADAN ÖNCE AHLÂKTIR.
Ve zeki insan… İran meselesi bir ülke meselesi değildir. İran, kimin insanlığı gerçekten önemsediğini, kimin sadece kullandığını açığa çıkaran bir aynadır.
Gürültü artacak. Manşetler sertleşecek. Algılar saldıracak ama unutma!
Tarih, bağıranları değil; insan kalabilenleri yazar ve bu çağda en büyük güç, vicdanını kaybetmeden aklını koruyabilmektir.
Gürkan KARAÇAM