Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

Tarih: 09.01.2026 15:25

Açlık Sınırının Altında "Müjde" Olmaz!

Facebook Twitter Linked-in

Açlık Sınırının Altında "Müjde" Olmaz!
​Bakıyorum, ekranlarda ve sosyal medya mecralarında bir "müjde" fırtınası koparılıyor. Manşetler süslü, spotlar iddialı: "En düşük emekli maaşı 20 bin TL oldu!" Bu manşetler, aslında bir iyileştirmeyi değil, bir illüzyonu pazarlıyor. Oysa bu parıltılı ambalajın içini açtığımızda karşımıza çıkan ne bir refah artışı ne de bir müjde; yalnızca derinleşen bir yoksulluk ve darmadağın olan bir adalet terazisidir.

Medyada koparılan 'müjde' fırtınası, hakikatin duvarına çarpıp dağılıyor.

​Gelin, boyalı medyanın görmezden geldiği o çıplak gerçeklere, TÜRK-İŞ’in Ocak 2026 verileriyle bakalım:

* ​Açlık Sınırı: 30.143 TL
* ​Bekar Bir Çalışanın Yaşama Maliyeti: 39.123 TL
* ​Yoksulluk Sınırı: 98.188 TL

​Şimdi soruyoruz: Dört kişilik bir ailenin sadece karnını doyurabilmesi için 30 bin TL gerekliyken, bir emekliye 20 bin TL reva görüp buna "müjde" demek, toplumun aklıyla alay etmek değil midir? Asgari ücretin (28.075 TL) bile açlık sınırının altında kaldığı bir iklimde, 20 bin TL ile bir ay geçinmeye çalışmak bir yaşam mücadelesi değil, bir hayatta kalma mucizesidir.

​Altı Üstü Bin Liralık Bir "Rötuş"

​Mevcut tabloda en düşük emekli aylığı zaten 18.939 TL’ye yükselecekti. Yapılan düzenleme ile bu rakam 20.000 TL’ye tamamlandı. Yani aylık bazda yaklaşık bin liralık bir dokunuş yapıldı. Bu miktar, bugün markette bir poşet dolusu erzak bile etmezken, ekranlarda "son dakika" bandıyla verilmesi gazetecilik etiğiyle de insanlık vicdanıyla da bağdaşmaz.

​Emeğin Değeri mi, Sosyal Yardım mı?

​Buradaki asıl tehlike, emeklilik sisteminin bir "sosyal yardım" mekanizmasına dönüştürülmesidir.
Aylık Bağlama Oranı (ABO) üzerinden yapılan sistematik indirimler, bugün emekliyi "kök maaş" hapishanesine mahkum etmiştir. 25-30 yıl boyunca yüksek prim ödeyen, kalifiye işlerde ter döken bir emekli ile en düşükten prim yatıranın maaşı aynı noktada buluşuyorsa, orada liyakat ölmüş, adalet gömülmüş demektir.

​Sistem şu an vatandaşa şunu fısıldıyor: "Neden daha fazla çalıştın ki? Neden daha çok prim ödedin? Bak, sonunda hepiniz aynı yoksullukta eşitsiniz!"

​Vekil ve Asil Arasındaki Uçurum

​Memur emeklisi, 2023’ten bu yana "seyyanen zam" yarasını sinesinde taşıyor. Aktif çalışan memura verilen hak, o memurun dünü olan emekliye neden çok görülüyor?

Kendi özlük hakları söz konusu olduğunda mecliste sergilenen o meşhur "el birliği," ne yazık ki 16 milyon emeklinin sofrası söz konusu olduğunda yerini "bütçe disiplini" nakaratına bırakıyor. Milletin aslı yoksulluk sınırının onda birine talim ederken, vekillerin bu tabloya seyirci kalması toplumsal sözleşmeyi kökünden sarsmaktadır.

​Çözüm Bir "Tamamlama" Değil, Bir "Sistem" Meselesidir

​Emekli maaşını 20 bin TL’ye sabitlemek bir pansumandır, oysa hasta kan kaybetmektedir. Gerçek bir çözüm için:
* ​İntibak Yasası derhal çıkarılmalı; 2000 öncesi ve sonrası adaletsizliği bitirilmelidir.
* ​ABO (Aylık Bağlama Oranı) yeniden düzenlenmeli; çok prim ödeyenin hakkı teslim edilmelidir.
* ​Seyyanen zam, tüm emekli gruplarına adil bir şekilde yansıtılmalıdır.

​Sonuç olarak;
Emeklinin cebindeki para bir sayı dizisi değil; uykusuz gecelerin, vatan hizmetinin ve yılların emeğinin helal karşılığıdır. Bir toplumun medeniyet seviyesi, yaşlılarına sunduğu refahla ölçülür. Bugün emeklisini açlık sınırının yarısına mahkum eden bir sistemin "müjdelerle" ayakta kalması mümkün değildir.

​Hak ve hakikat budur: Emekli sadaka değil, hakkını istiyor!

Mithat Güdü


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —