ABD emperyalizmi, 21. yüzyılı adeta "dünyayı barut ve kan kokusuna boğma" arzusuyla şekillendiriyor. Bu karanlık ajandanın son halkası olan Venezuela operasyonu, sadece bir hükümet değişikliği değil, uluslararası hukukun ve devlet onurunun ayaklar altına alınmasıdır.
Süreci anlamak için ABD Başkanı Trump’ın skandal niteliğindeki şu itirafını hatırlamakta yarar var:
"Maduro’yu 4 gün önce yakalamayı planlamıştım ancak hava koşulları uygun değildi. Venezuela’da Maduro’nun yerine başka birinin yönetimi devralması riskini göze alamayız. Süreci bizzat biz yöneteceğiz ve şu anda karar alma aşamasındayız."
Bu sözler, bağımsız bir devletin iradesine vurulmuş diplomatik bir prangadır. İçinde bulunduğumuz bilgi çağında, seçilmiş bir devlet başkanının, kendi topraklarında, kendi güvenlik güçlerinin gözü önünde tek bir kurşun dahi atılmadan teslim alınabilmesi, akıl ve mantık sınırlarını zorlamaktadır. Maduro dünyaca aranan bir suçlu değil; Venezuela halkının egemen iradesiyle seçilmiş meşru bir liderdir.
İçerideki Çürüme ve İhanet Sarmalı
Bu operasyonun kansız gerçekleşmesi basit bir "güvenlik zafiyeti" ile açıklanamaz. Akıllara şu can alıcı soru gelmektedir: Tıpkı Türkiye’de AKP’nin kendi siyasi emelleri için FETÖ terör örgütüyle kol kola girerek Cumhuriyet kurumlarını içeriden tasfiye etmesi gibi, Venezuela devlet mekanizması içinde de ABD çıkarlarına hizmet eden "çürümüş bir yapı" mı oluşturuldu?
Unutulmamalıdır ki; 15 Temmuz hain darbe girişiminde Türkiye’nin ve meşru hükümetin yanında duran ilk liderlerden biri Maduro olmuştur. Bugün onun ve eşinin bir operasyonla kaçırılarak ABD’de yargılanacağının açıklanması, BM ilkelerinin, uluslararası hukukun ve en temel insan haklarının ağır bir ihlalidir. Bir ülkeyi kimin yöneteceği, o ülke halkının tekelindedir. ABD’nin bu korsan eylemi, egemenlik kavramının tabutuna çakılan son çividir.
Jeopolitik Kırılma ve Stratejik Analiz
Bu hukuksuz müdahale, küresel bir domino etkisini tetikleme potansiyeline sahiptir. ABD’nin bu cüreti; Rusya’nın Ukrayna’daki agresif tutumunu ve Pekin’in Tayvan üzerindeki planlarını meşrulaştıracak, küresel jeopolitik krizi daha da derinleştirecektir.
Olayı üç temel başlıkta analiz etmek gerekir:
Güvenlik ve Kurumsal İhanet: Bir devlet başkanının eşiyle birlikte paketlenip götürülmesi; istihbarattan hava sahası kontrolüne kadar tüm devlet sisteminin eş zamanlı olarak felç edildiğini gösterir. Bu, bireysel bir hata değil, sistemin "içeriden" anahtar teslimi yapıldığının kanıtıdır.
Psikolojik Savaş ve Sembolizm: Liderin eşiyle birlikte hedef alınması, "Devlet sizi ve onurunuzu koruyamaz" mesajını toplumsal belleğe kazımayı amaçlayan yıkıcı bir psikolojik harekattır.
Küresel Hegemonya Mesajı: Bu hamle ile dünyaya şu mesaj verilmektedir: "Hiçbir sınır ve egemenlik bizim için engel değildir." Bu, modern dünyada "örtülü savaş" yönteminin en üst perdesidir.
Sonuç olarak; Eğer bir devlet başkanı kendi başkentinde güvende değilse, düşman surların dışında değil, sarayın koridorlarındadır. Tarih bize bir kez daha göstermiştir ki; devletler dışarıdan gelen toplarla yıkılmazlar; içeriden çözüldüklerinde çökerler. 04.01.2026
Ali Berham ŞAHBUDAK Cumhuriyetçi Aydınlanma Partisi Kurucu Genel Başkanı