
İran’ın hatalarını söylemek, ABD ve İsrail’in devlet terörüne sessiz kalmak değildir. Zulme rıza göstermek, zulmün ortağı olmaktır!
Bir önceki yazımızda, İran’ın tarihsel süreçte Türk-İslâm dünyasına karşı takındığı tavrı ve Sünnî Müslümanlara yönelik dışlayıcı stratejilerini dile getirmemiz, bazı çevrelerce "siyonist emellere hizmet" veya "saldırıları hafife alma" şeklinde çarpıtılmaya çalışılmıştır.
Şurası kesin olarak bilinmelidir ki; bizim safımız ne adaletsiz bir mezhepçiliğin yanıdır ne de küresel emperyalizmin kanlı tezgahlarının yanındadır. Bizim safımız, hakkın ve adaletin yanıdır.
İtikâdî Ayrılık, Zulme Sessiz Kalma Sebebi Değildir
Daha önceki yazımızda da vurguladığımız üzere; "İran’ın siyasî ve dînî anlayışını, özellikle Sünnî Müslümanları hedef alan tutumlarını, Suriye’de Baas rejimiyle işbirliği yaparak masumların kanına girmesini benimsememiz asla mümkün değildir." Biz, Selçuklu ve Osmanlı mirasının savunucuları olarak, "velâyet-i fâkih" sisteminin ve mezhep yayılmacılığının bölgeye getirdiği istikrarsızlığın farkındayız. Ancak bu eleştirimiz, ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku paspas ederek gerçekleştirdiği terör saldırılarını meşru görmemize asla kapı aralamaz.
Devlet Terörü ve Hukuksuzluk: Suikastlar Kabul Edilemez!
ABD ve İsrail’in, İran topraklarında veya bölge genelinde dînî liderleri, üst düzey devlet yetkililerini ve bilim insanlarını hedef alan suikastları, açık bir devlet terörüdür. Bir devletin egemenlik haklarını çiğneyerek, yargısız infazlarla sivil veya askerî yetkilileri katletmesinin hiçbir hukukî dayanağı yoktur.
Modern dünyanın gözü önünde gerçekleştirilen bu saldırılar, sadece askeri hedefleri değil, doğrudan sivilleri ve toplumsal huzuru vurmaktadır.
Uluslararası hukukta "meşrû müdafaa" kılıfına sokulmaya çalışılan bu saldırılar, aslında orman kanunlarının dünya siyasetine dayatılmasıdır.
Hiçbir devlet, bir diğer devletin yetkilisini kendi siyasî çıkarları doğrultusunda "terörist" ilan edip infaz etme hakkına sahip değildir.
Emperyalizmin Esas Amacı: "Böl, Parçala ve Yut!"
ABD ve İsrail’in asıl hedefi İran’a demokrasi getirmek ya da bölgeyi huzura kavuşturmak değildir. Onların esas amacı;
İslâm dünyasını mezhep savaşlarıyla bitirmek, Müslümanları birbirine kırdırarak bölgenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmeye devam etmektir.
İsrail’in "Arz-ı Mev'ûd" hayalleri önündeki tüm bölgesel engelleri, kaos çıkararak bertaraf etmektir.
Bölgede güçlü bir devlet yapısı bırakmayarak, uydulaştırılmış ve parçalanmış yönetimler birliği kurmaktır.
Bizim İran’ın yanlış politikalarına yönelik eleştirimiz, bir "iç muhasebe" ve tarihsel bir tespittir. Ancak "bu tarihî gerçekleri ortaya koymak, ABD ve İsrail’in saldırısını meşru gördüğümüz anlamına gelmez." Zalimin karşısında durmak için o zalimin hedef aldığı kişiyle aynı fikirde olmamız gerekmez. Biz, mazlumun kimliğine bakmadığımız gibi, zalimin de (ister emperyalist Batı olsun ister mezhepçi bir yapı) karşısında durmayı imanımızın bir gereği biliriz.
ABD ve İsrail’in bölgedeki varlığı ve saldırganlığı, sadece İran için değil, tüm İslâm coğrafyası ve Türkiye’nin bekâsı için en büyük tehdittir.
Müslüman coğrafyası, emperyalistlerin postalları altında ezilecek bir laboratuvar değildir!
Ey Türk milleti! Ey Sünnî İslâm’ın yiğit evlatları!
Ne İran’ın “velâyet-i fâkih” diktatoryasını, ne de ABD-İsrail’in “demokrasi” maskeli katliamlarını kabul edebiliriz. Bir yandan İran’ın bin yıllık tarihî intikam hesabını ifşâ ederken, diğer yandan bu hukuksuz saldırıyı en sert şekilde kınıyoruz. Çünkü mazlumların âhı boşa gitmez. Bugün İran’da dînî lider ve siviller katlediliyor diye sevinmek, yarın aynı zulmün kendi başımıza gelmeyeceğinin garantisi değildir.
Bu saldırı, sadece İran’a değil; tüm bağımsız Müslüman ülkelere, egemenlik hakkına ve uluslararası hukuka yöneliktir. Türkiye olarak, İslâm İşbirliği Teşkilatı olarak, tüm vicdan sahibi Müslümanlar olarak bu katliamı durdurmak için sesimizi yükseltmeliyiz. Geçmişini bilmeyen geleceğinden emin olamaz; ama zalimlere alkış tutan da tarih önünde mahcup olur.
Rabbim mazlumların yardımcısı olsun. Zalimlerin saltanatı er ya da geç yıkılacaktır.