Yorumlar (0)

SABAHATTİN İSMAİL


YÜKSEK MAHKEMENİN TEKİN ARHUN KARARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ


KKTC Yüksek Mahkemesi, önceki gün aldığı kararda, Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 20 Ağustos 2024’te oy birliğiyle verdiği kararı bozdu ve Tekin Arhun’a verilen 4 yıl hapis cezasını fazla bularak cezayı 2 yıla indirdi, Arhun serbest kaldı.
Bilindiği gibi Tekin Arhun aleyhinde gayri yasal tefecilik ve hile yapmak suçlarından daha önce de değişik Alt Mahkeme kararları bulunmaktaydı...
Basında yer alan haberlere göre, Yüksek Mahkeme kararında; C&T Construction direktörü sanık 2 Tekin Arhun’un, Kascon Ltd’ye olan borcunu ödememek ve borcu olmadığı iddiasını ispatlamak amacıyla 4354/2008 numaralı hukuk davasında "sunulan çalışma raporunun 3. ve 4. sayfalarını SAHTELEDİĞİ" tespiti doğru bulundu.
Yüksek Mahkeme, Arhun’un “DOLANDIRMAK KASTIYLA EVRAKTA SAHTELEME YAPTIĞI ve sahtelediği belgeyi Lefkoşa Kaza Mahkemesi’nde tedavüle sürdüğü" yönündeki Alt Mahkeme kararında bir hata görmezken, KKTC Bakanlar Kurulu tarafından görevlendirilen denetim şirketi EBI’nin çalışma raporunun “resmi belge” niteliği taşımadığına hükmetti.
Kararda, Fasıl 154 Ceza Yasası’nın sahtekârlığın cezasını düzenleyen 337’nci maddesine göre, “Herhangi bir adli veya resmi belgeyi sahteleyen herhangi bir kişinin, 10 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabileceği” vurgulandı.
Fasıl 154 Ceza Yasası’nda “resmi evrak” tanımının yer almadığına dikkat çeken Yüksek Mahkeme Heyeti; Orta Doğu Teknik Üniversitesi Geliştirme Vakfı’na bağlı EBİ A.Ş.’nin özel bir şirket olduğunu, hazırlanan çalışma raporunda imza ve mühür bulunmadığını vurguladı.
Yüksek Mahkeme, Alt Mahkeme olarak Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi’nin; "EBİ’nin KKTC Bakanlar Kurulu tarafından yetkilendirildiği ve sanık Tekin Arhun tarafından sahte­lenen çalışma raporunun resmi bir makam olan Lefkoşa Kaza Mahkemesi’nde tedavüle sürüldüğü" yönündeki bulgularına dayanarak, "sahte­lenen belgenin resmi belge sayılması gerektiği" hükmünü reddetti; "raporun resmi belge niteliği taşımadığına" karar verdi.
Yüksek Mahkeme, bu tespitten hareketle Tekin Arhun’a verilen 4 yıl hapis cezasını fahiş bularak 2 yıla indirdi.
Mahkeme ayrıca, yıllardır dile getirilen “dosyanın Başsavcılık’ta bekletildiği” iddiaları bağlamında; Arhun’un 2014’te teminata bağlanmasına rağmen kendisine ancak 2022’de dava açılmasını "Arhun lehine hafifletici nedenlerden biri" olarak değerlendirdi.
Böylece Tekin Arhun, "DOLANDIRMAK KASTIYLA EVRAKTA SAHTELEME YAPMAK VE SAHTELENMİŞ EVRAĞI Lefkoşa Kaza Mahkemesi’nde TEDAVÜLE SÜRMEK, YETKİSİZ BELGE DÜZENLEMEK, BİR HUKUK DAVASININ ADİL GÖRÜLMESİNE HALEL GETİRMEK", vb. suçlamalardan 2 sene hapis cezası almış oldu.

MAHKEME KARARI İLE YAPILAN TESBİTLER

Böylece Tekin Arhun aleyhine daha önce değişik Mahkeme kararlarıyla tesbiti yapılan "TEFECİLİK VE HİLE YAPMA" niteliklerine bir de, Yüksek Mahkeme kararıyla, "DOLANDIRMAK KASTIYLA EVRAKTA SAHTELEME YAPMAK VE SAHTELENMİŞ EVRAĞI MAHKEMEDE TEDAVÜLE SÜRME" niteliği eklenmiş oldu.
Mahkeme kararlarıyla yapılan bu türden tespitler, bırakın milyarlarca dolara hükmeden, devletten ihaleler alan, değişik alanlarda büyük işler yapan bir işadamını, sıradan bir adi suçlu için bile utanılacak bir durumdur.
Ben olsam, bu mahkeme tespitlerinden ve 2 yıl hapislikten sonra, gerçekten çok çok utanırdım, insan içine çıkmaya, insanların yüzüne bakmaya yüzüm olmazdı...
Ne ki bu ülkede artık bu tür şeylere şaşırmıyorum...
Çünkü kişisel ve toplumsal çürüme, siyasi ve mesleki ahlaksızlık inanılmaz boyutlarda…
Kimse yaptığı yanlışlardan utanmıyor...
Bazı bürokratlar ve Amiri olan bazı Siyasiler rüşvet almaktan, devlet malını peşkeş çekmekten; bazı gazeteciler parayla haber yapmaktan, rüşvetle siyasilere borazanlık yapmaktan; bazı vatandaşlar ise şahsi çıkarları için trollük ve yalakalık yapmaktan utanmıyor, sıkılmıyor.. 
Herkes maşallah çok pişkin, çok rahat!

KAHROLMAMAK OLASI DEĞİL

Eğer bu ülkenin BAŞBAKANI VE BAŞ SAVCISI, SİGORTA DOLANDIRICILIĞINDAN VE SUÇ GELİRLERİNİ AKLAMAKTAN TOPLAM 7 YIL HAPİS CEZASI ALAN İSMAİL GÜNEY ADLI SABIKALININ GARAJINDA, ONUN ZENGİN SOFRASINDA, ONLARCA İNSANIN GÖZÜ ÖNÜNDE, HAFTA SONLARI BİRLİKTE YEYİP İÇİYORSA, BU ÜLKENİN BAŞSAVCISI O SABIKALI İLE,  HER HAFTA SONU YENİ ALINAN YAMAHA MOTORLARI İLE MOTOR GEZİLERİ YAPIYORSA, BİRLİKTE TEKNEYLE BALIĞA ÇIKIYORSA, BU ÜLKENİN HÜKÜMETİ O SABIKALIYA TABANCA TAŞIMA İZNİ VERİYORSA..... elbette " DOLANDIRMAK KASTIYLA EVRAKTA SAHTELEME YAPMA, SAHTELENMİŞ EVRAĞI MAHKEMEDE TEDAVÜLE SÜRME, TEFECİLİK VE HİLE YAPMA" NİTELİKLERİ MAHKEME KARARLARIYLA TESBİT EDİLEN TEKİN ARHUN DA, MUTEBER İŞADAMI OLARAK, İTİBAR GÖRECEKTİR!!!
Hiçbiri utanmazsa, o niye utansın, değil mi?
Bu devleti, canıyla, kanıyla kuran biz mukavemetçiler ise bu duruma bakıp kahrolacağız, şehitlerimizden utanacağız!!!
Mukavemetçiler, elbette bu durumlara tanık olsunlar diye direnmedi, kahrolmamaları olası mı?

KARARDA TAKILDIĞIM HUSUSLAR

Yüksek Mahkeme kararı ile Tekin Arhun'un hapisliğinin 2 yıl indirilmesinde, Alt Mahkemenin yaptığı "KKTC Bakanlar Kurulu kararı ile görevlendirilen denetim şirketi raporunun resmi belge olduğu" yönündeki değerlendirmesi ile hemfikir olmamaları belirleyici olmuştur.
Hukukçu değilim, hukuki bir değerlendirme ve eleştiri yapamam ancak bir gazeteci, yazar olarak şunu düşünüyorum:
- Denetim şirketini KKTC Bakanlar Kurulu görevlendirdiğine göre ve o şirketin raporlarıyla resmi ödemeler yapıldığına göre, o şirketin hazırlayacağı belge RESMİ BELGE olmaz mı? Resmi belge olmasa, devlet o belgeyi ciddiye alıp ona göre ödeme yapar mı? 
Kanımca devletin resmen yetkilendirdiği herhangi bir kişinin veya herhangi bir kuruluşun verdiği belge, resmi belgedir. Yoksa o belgelerle hiçbir resmi işlem yapılmaması gerekir...
Kaldı ki, saygın bir hukukçu dostumun bana ifade ettiğine göre Yüksek Mahkeme'nin daha önce “adi bir evrak resmi bir kuruma sunulduğunda resmi evrak niteliği kazanır.” şeklinde, yerleşmiş ve takip ettiği bir içtihat kararı vardı.
Şu an Yüksek Mahkeme bu kararını değiştirmiş oluyor.. 
Hukukçu olmadığım için, bu içtihat kararı ile, yeni kararın çelişkili olup olmadığı konusunda değerlendirme yapmak haddimi aşmak olur. 
Ne ki, hukukçuların bu konuyu kendi aralarında tartışmaları gerektiğine de inanıyorum...
Bu karardan sonra KKTC Meclisi'nin bir yasa ile "RESMİ BELGE" tanımı yapması şart olmuştur.
Dilerim en kısa zamanda bunu yaparlar.
Sokaktaki vatandaş ağzıyla söyleyecek olursam, aslolan, suçun işlendiği bulgusunun yapılmış olmasıdır.
Sanığın suç işlediği bulgusu yapıldığına göre "denetim şirketi raporu resmi belge mi, değil mi"  tartışmasına girmeden, dolandırıcılara verilen en ağır cezanın verilmesi gerekirdi, diye düşünüyorum.
Tabii, yine de takdir mahkemenindir. Eleştirisi bize düşmez, sadece fikrimi söylüyorum!

BAŞSAVCILIK BİLİNÇLİ Mİ GECİKTİRDİ?

Diğer aklıma takılan bir husus ise, "Arhun’un 2014'te teminata bağlanmasına rağmen Başsavcılığın dosyayı 8 yıl bekletmesinin ve kendisine ancak 2022’de dava açmasının", Arhun lehine hafifletici neden olarak değerlendirilmesidir.
Hiçbir zanlı, kendisi aleyhine açılan ve mahkum olacağını, hapse gireceğini bildiği bir davanın erken görülmesini istemez.
Bu çok doğal bir insan davranışıdır.
Ne ki Başsavcılık, adaletin mümkün olan en süratli şekilde tecellisini sağlamakla yükümlüdür; dosyaları geciktirmekle değil!
O nedenle, bu davanın 8 yıl Başsavcılıkta, haklı bir gerekçe olmadan bekletilmesini MASUM VE NEDENSİZ GÖRMÜYORUM.
HERKESİN KONUŞTUĞUNU BEN DE DUYUYORUM AMA KANITLAYAMAYACAĞIM İÇİN YAZMIYORUM.
Yalnız şunu söyleyeyim ki, Başsavcılıkta hiçbir haklı hukuki nedene dayanmadan çok uzun yıllardır bekletilen birçok dosya vardır.
Başsavcı Sarper Altıncık'ın göreve başladığı 2020'de, TAKİPSİZLİKTEN VEYA BİLMEDİĞİMİZ NEDENLERDEN DOLAYI ASKIDA OLAN DAVA DOSYASI 55 İKEN, BU SAYI 2024'DE 80'E ÇIKMIŞTIR.
Bu dosyaların hangi davalarla ilgili olduğu ve niye askıda olduğu ise bilinmemektedir.
Şeffaflık gereği bu bilgilere ulaşmak mümkün olmalıdır...
Nedensiz yere geri çekilen veya bizzat Başsavcılık’tan kaynaklanan nedenlerle ileri götürülmeyip TAKİPSİZLİK DOSYALANAN davalar vardır.
Geri çekilen davalardan biri, 2018'de MİK Başkanı Halil Talaykurt, KIBTEK Müdür yardımcısı Dalman Aydın ve MORS LTD aleyhine açılan ve KIBTEK 'in 300 milyon TL zarara sokulmasına neden olan hileli ihale ve şartnameye aykırı olarak kuruma, Türk malı yerine, ucuz, kalitesiz Çin mallarını satma davasıdır.
2018'de açılan bu davanın ancak 6 yıl sonra, 2024 mart ayında 1 duruşması olmuş, mahkeme mayıs 2024'e ertelenmiş, sonra aradan geçen 1.5 yıla karşın başka duruşma olmamıştır. 
Çünkü Başsavcı davayı geri çekmiştir ve masa altında tutmaktadır. 
7 yıl geçmiştir ama dava görülmemektedir
Defalarca sormama rağmen Başsavcı Sarper Altıncık yanıt vermemekte, susmaktadır.
Niye?
TAKİPSİZLİK dosyalanan davaya örnek olarak ise, Tekin Arhun ve eski Adli Şube Müdürü Ali Savaş Altan aleyhine açılan "ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL" ve Ali Savaş Altan aleyhine açılan rüşvet alma davası verilebilir. 
Tekin Arhun aleyhine açılan davanın hem tanığı, hem şikayetçisi; Ali Savaş aleyhine açılan davanın ise, hem tanığı, hem de zanlısı olan Erkut Hafız'ın, daha önce başka bir davada yurt dışına çıkıp dönmediği bilinmesine rağmen, davanın görülmesinden 1 hafta önce yurt dışına çıkış yasağı kaldırılmış, şahıs yurt dışına çıkmış ve dönmemiştir. 
Ve, tanığın yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasına itiraz etmeyen Başsavcılık da, "ne yapalım, tanık yurt dışına çıktı ama dönmedi" diyerek TAKİPSİZLİK talep etmiş, ve 2 dosyayı da rafa kaldırmıştır. 
Özetle, son Tekin Arhun davasında Başsavcılığın davayı 8 yıl bekletmesi, kanımca nedensiz ve masum bir olay olarak değerlendirilemez diye düşünüyorum 
Eğer zanlı suç işlediğini, yanlış yaptığını ve mahkum olacağını bilirse, davanın başlamasını elbette istemez, bunun için de elinden geleni yapar, her yolu dener!
Dolayısıyla, hiç de masum olmadığına inandığım, Başsavcılığın 8 yıllık gecikmesinin Tekin Arhun lehine HAFİFLETİCİ NEDEN olarak görülmesi, beni şaşırtmadı dersem yalan yazmış olurum.
Keşke Yüksek Mahkeme, bu davanın niye 8 yıl Başsavcılıkta bekletildiğini de kararında sorgulasaydı...
Veya, bir iki cümleyle de olsa Başsavcılığa bir eleştiri yapıp uyarsaydı. 
Bu noktada şunu da belirteyim:
Eğer başta, Mikro-Makro editörü Can Sarvan ve KIBRIS GERÇEK gazetesi ile VOLKAN gazeteleri olmasaydı, Başsavcılık bu davayı bir 8 yıl daha masa altında tutardı...
Sarvan ve bu iki gazetenin ısrarlı yayınlarla "TEKİN ARHUN DAVASI NE OLDU, NİYE BEKLETİLİYOR. 8 YIL GEÇTİ, NİYE DAVA BAŞLAMIYOR?" şeklindeki ısrarlı manşetleri sonucu bu dava 8 yıl sonra görülebilmiştir. 
Bunu bütün hukuk çevreleri çok iyi bilmektedir.

KAMU VİCDANI YARALANDI

Diyeceğim bir dava Başsavcılıkta 2,3 yıl bekletilebilir. 
Ne ki, bu süre eğer haklı bir neden olmadan 4, 8, 10 yıl olursa, bunda başka bir niyet aranması, Başsavcılık ile zanlı ilişkilerinin sorgulanması doğaldır.
Bu davada, 8 yıl gecikme olduğu saptamasına karşın, bu gecikmenin nedenleri konusunda sorgulama olmaması ve geciktirilmenin sanık lehine hafifletici neden olarak değerlendirilmesi kamu vicdanını yaralamıştır.
Yakın geçmişte bir emekli Yüksek Mahkeme Başkanı dostum ile sohbet ederken bana," Mahkeme kararlarının KAMU VİCDANINI YARALAMAMASI, KAMU VİCDANI İLE TERS DÜŞMEMESİ  konusunun çok önemli olduğunu, yargıç ve savcıların buna dikkat ettiğini" söylemişti.
Tekin Arhun'un cezasında yapılan 2 yıllık indirimin KAMU VİCDANINDA nasıl karşılandığını anlamak için sosyal medyada ilgili haberlerin altına yapılan yüzlerce yorumu okudum.
Tesbitim, bu indirimin KAMU VİCDANINI yaraladığı yönündedir. 
Çünkü neredeyse tüm yorumlar bu indirim aleyhine idi...
Yargımıza ve yargıçlarımıza saygılıyız, yıpratılmalarını istemeyiz, onların ve mahkemenin itibarları üzerine titreriz. 
Yaptığım elbette bir aydın, bir gazeteci-yazar olarak kişisel bir düşünce beyanıdır. 
Fikrimde yanlış da olabilirim...
Benle hemfikir olmayanlar olabilir, onlara da saygı duyarım ve değerlendirmelerini öğrenmek isterim...