„в държавите, които не са членки на ЕС, могат да се образуват до 20 избирателни секции…“
„не по-малко от 40 заявления…“
Bu iki cümle, kabul edilen değişikliğin özünü özetliyor. Kâğıt üzerinde teknik bir düzenleme gibi görünse de, pratikte son derece insani bir meseleye dokunuyor: sandığa erişim.
AB dışındaki ülkelerde, diplomatik ve konsolosluk temsilcilikleri dışındaki sandık sayısı artık 20 ile sınırlandırıldı. Ayrıca bir sandığın açılabilmesi için en az 40 başvuru şartı getirildi. “Yasak yok” denebilir. Doğru. Ama yol uzuyor. Mesafe artıyor. Ve bazen demokrasi kilometrelerle ölçülür.
Devletin mantığı: Yönetilebilirlik ve denetim
Yurt dışında seçim organize etmek oldukça karmaşıktır. Personel, güvenlik, evrak akışı ve diplomatik koordinasyon gerektirir. Özellikle AB dışındaki ülkelerde bu zorluk daha da artar. Bu açıdan bakıldığında, sandık sayısının sınırlandırılması daha kolay yönetim ve daha etkili denetim gerekçesiyle savunulabilir.
Devlet için daha az nokta, daha kolay kontrol demektir.
Vatandaşın gerçeği: Erişim ve katılım
Ancak devlet için kolay olan, vatandaş için zor olabilir. AB dışındaki ülkeler arasında Bulgaristan vatandaşlarının en yoğun bulunduğu yer Türkiye’dir. Önceden çok sayıda noktada sandık kurulabilirken, şimdi bu sayı 20 ile sınırlı. Bu durum, şehirler arası yolculuklar, saatler süren ulaşım ve bazen oy kullanmaktan vazgeçme anlamına gelebilir.
Tartışma tam da burada başlıyor:
Seçim güvenliği mi daha önemli, seçmenin sandığa erişimi mi?
Güçlü demokrasiler bu dengeyi kurabilenlerdir.
Siyasi bağlam: Rakamların ötesi
Daha yüksek sınır önerileri yapılmış olsa da en düşük sınır kabul edildi. Bu durum, düzenlemeyi teknik olmaktan çıkarıp siyasi bir sembol haline getirdi. Çünkü diaspora oyları, Bulgaristan iç siyasetinde her zaman dengeyi etkileyen bir faktör olmuştur.
“40 başvuru” şartının görünmeyen etkisi
En az 40 başvuru şartı, küçük yerleşim yerlerinde sandık açılmasını zorlaştırır. “Talep yoksa sandık yok” yaklaşımı, diaspora gerçeğinde “talep var ama dağınık” durumuyla karşılaşır. Sonuç olarak seçmenler büyük merkezlere yönelir ve katılım fiilen daralır.
Bu durum hukuken mümkün olsa da sosyolojik açıdan tartışmalıdır.
Duyguların dili
Yurt dışında yaşayan birçok seçmenin zihninde basit bir soru oluşur:
“Ben daha az mı vatandaşım?”
Bu soru, seçim günü sandıkta cevap bulur. Çünkü sandık, kırgınlıkların en sessiz tercümanıdır.
Uzun vadeli bağ
Diaspora yalnızca bir seçmen kitlesi değildir; aynı zamanda kültürel, ekonomik ve duygusal bir köprüdür. Sandığa erişimin zorlaşması, kısa vadede yönetimi kolaylaştırabilir; ancak uzun vadede aidiyet duygusunu zayıflatma riski taşır.
Sonuç
Bu mesele yalnızca 20 sandık meselesi değildir. Bu mesele, eşitliğe olan mesafenin meselesidir.
Devlet süreci kolaylaştırmak isteyebilir. Vatandaş ise sandığa kolay ulaşmak ister. Demokrasi, bu ikisini aynı anda başarabilme sanatıdır.
Seçim günü yalnızca oylar sayılmayacak;
aynı zamanda devlet ile vatandaş arasındaki mesafe de ölçülecek.