YAZAR MEKTUBUDUR LÜTFEN GÖRÜLSÜN!
Oku emrine uyan, bilgi ve feraseti kuşanan bir çocuk yetiştirmek bütün anne ve babaların en büyük emellerinden biri olsa gerek. Bu emeli kendine sertaç etmiş kitap dostlarının buluştuğu fuarlarda bu duygular daha da çok harlanıyor.
Büyük bir heyecan ve yukarıda bahsettiğim duygularla katıldığım bir kitap fuarında ülkemizin kültür sanat ve edebiyat dünyasında gezinecektim. Kelamla kalemi buluşturan edebiyatımızda söz sahibi gönül adamlarıyla yarenlik edecektim. Fakat kelamla kalemi buluşturan kültür elçilerimize gösterilen ilginin en az yirmi katından fazla ilgi gösterilen adı sanı belli olmayan, ne yazdıkları kuyruğa girenler dâhil çoğu kimse tarafından bilinmeyen üç yazarın önünde gençler tarafından oluşan kalabalığı görünce şok oldum.
İlk bakışta çok masum hatta bazıları kadim değerlerimizle süslenmiş gibi görünen bu üç genç yazarı araştırmaya koyuldum. Araştırmaya başlayınca çığlık atasım geldi. Bunlar öyle üç beş kişi değil ve arkalarında çok büyük bir şer organizasyonu var.
Dikkat aramızda kelimelerle zehirleyen alçaklar var!
Ufak bir kuyruktan şikâyet eden gençler, ne üdüğü belirsiz yazarın önünde mankurtlar gibi sırada şikayetlenmeden saatlerce bekliyorlar. Adeta efsunlanmış gibiler.
Ya onları kurtlar sofrasına getiren anne babasına ne demeli!
Çocuğunun güvenliği için canını bile tehlikeye atan, sırf güvenlik endişesiyle sokağa çıkmasını yasaklayan anne baba çocuğunun elinden tutup can kuzusunu bu asılsız düzenbazlara nasıl teslim ediyorlar?
Mahremiyet sınırlarını tanımayan kadim değerlerimizle kavgalı ve iplerinin hangi devletin elinde olduğu belli olmayan bu kuklalarla fotoğraf çekilebilmek için verilen çabalar karşısında hayrete düşüyorsunuz. Hatta meraklanıp bu satılan kitaplardan alasınız bile geliyor.
Ama almayın sakın! Çünkü büyük bir ifsat projesi bunların ki…
O zaman bu (Kitap demeyeceğim kitaba hakaret olur)şeyleri nasıl bileceğiz ya da nasıl bildiniz diye sorabilirsiniz. Ne yazık ki bu tuzağa düşmüş gençlerden bu grupların en baba şeylerini aldım ve okudum. Benim için çok büyük bir işkence gibi oldu ama birçoğunu bitirdim. Hepsini okuyamadım. Çünkü araştırma bile olsa edebim el vermedi.
Kitap gibi görünen kâğıt karton birleşiminin renkleri, içerik projesine göre bayağı güzel çalışılmış, gösterişli karton kapağıyla, güya kişiye özel kartlarıyla, beş-on sayfada bir zehirli cümlelerle soslanan, kurgudan yoksun, küfürlerle dolgun sayfalar arasından adeta ifsat nehirleri akıyor. Beş-on sayfada bir dopamin laboratuarından çıktığı belli olan ve tabiri caizse dopamin duşu aldıran cümleler geleceğimizi gençlerimizi birer zihinsel kölelere dönüştürüyor. Müzmin eleştirmen ve her şeyde kendinin haklı bir tarafı bulan gençler üretip, onları pornografik kelepçelerle yalnızlığın dehlizlerine atmaya çalışıyorlar. Tabiri caizse bir keder salgınını zihinlere ince ince işliyorlar. Keder salgınını her geçen gün daha fazla yaymaya çalışan bu yetersiz muhterisleri kültür, sanat ve edebiyat dünyamızdan bir an önce çıkarıp atmalıyız. Reklama ve paraya kurban edilmeye çalışılan edebiyatımızı bunların tasallutundan kurtarmalıyız.
Kitaba ve okuyucuya kadim değerlerimize hakaret eden bu yayınlara karşı savaş açmalıyız. Nasıl ki belirli bir yaşın altında içki satışı yasaksa yirmi beş yaş altı herkese bu yayınlar yasaklanmalıdır. Niye yirmi beş yaş diye soru aklınıza gelebilir. Yirmi beş yaşındaki bir birey bu şeylerin okunmayacağını zaten hemen anlayacaktır.
Cemil Meriç’in dediği gibi kavgamız artık insanlar arasında değil kelimelerle insanlar arasındadır. Mücadelemizi duyurmak boynumuzun borcudur.
