Yarınlar umut,
Umutlar sevgi,
Sevgiler barış olsun…
Dile kolay. Söylemesi birkaç saniye, gerçekleştirmesi ise bazen bir ömür süren cümleler bunlar. Ama yine de insanlığın en temel ihtiyacı tam olarak bu değil mi? Umut edebilmek. Sevebilmek. Barış içinde yaşayabilmek.
Çünkü savaşlarda hiç kimse kimseye çiçek atmaz.
Savaşın olduğu yerde çiçek değil, korku büyür. Gülüşler değil, çığlıklar yankılanır. İnsan, insan olmaktan uzaklaşır; kalpler sertleşir, vicdanlar susar. Oysa barışın olduğu yerde bir çocuğun kahkahası bile dünyayı değiştirebilir. Bir selam, bir tebessüm, bir dal çiçek… Küçük gibi görünen ama insanlığı ayakta tutan değerlerdir bunlar.
Bugün dünya, her zamankinden daha fazla güçlü olmayı gerektiriyor. Ama bu güç; kaba kuvvet, öfke ya da üstünlük kurma hırsı değil. Asıl güç, yıkmadan ayakta kalabilmektir. Kırmadan konuşabilmektir. Nefretin karşısına sevgiyle çıkabilmektir.
Her şeyden önce güçlü olabilmek;
Yanlışın karşısında susmamaktır.
Adaleti savunurken korkmamaktır.
İyiliği seçerken yalnız kalmayı göze alabilmektir.
Gerçek güç, bir başkasını ezmekte değil; bir başkasını ayağa kaldırabilmektedir. Çünkü insan, ancak başkasının acısını hissedebildiği kadar insandır. Ve umut, en çok karanlık zamanlarda anlam kazanır.
Yarınların umut olması, bugünün cesaretine bağlıdır. Umutların sevgiye dönüşmesi, kalplerimizin yumuşak kalmasına bağlıdır. Sevgilerin barışa dönüşmesi ise hepimizin sorumluluğudur.
Unutmayalım:
Çiçekler savaş meydanlarında değil, barışın toprağında açar.
Ve belki de en büyük devrim, kalbimizi sertleştirmeden güçlü kalabilmektir.