Yapan Konuşmaz, Konuşan Yapamaz!
Siyasetin Sessiz Gücü…
Türkiye siyasetinin labirentinde dolaşırken, eski bir atasözü kulaklarımda çınlıyor: “Yapan konuşmaz, çok konuşan yapamaz”. Bu basit ama derin söz, günümüzün siyasi manzarasını adeta bir ayna gibi yansıtıyor. Bir yanda, 20 yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten AK Parti iktidarı, sessiz sedasız icraatlarını sıralarken; diğer yanda, belediyeleriyle somut bir başarı hikayesi yazamayan ana muhalefet partisi, gürültülü bir propaganda makinesiyle kamuoyunu yanıltma peşinde. Bu ikilik, sadece bir siyasi rekabet değil; aynı zamanda devreye sokulan değişik seslerin demokrasiyi nasıl şekillendirdiğinin trajik bir örneği.
Düşünün bir: AK Parti dönemi, Türkiye’nin altyapı devrimiyle anılıyor. Marmaray’dan Avrasya Tüneli’ne, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden İstanbul Havalimanı’na kadar uzanan mega projeler, ülkenin çehresini değiştirdi. Sağlıkta şehir hastaneleri, eğitimde sınıf sayılarının katlanması, ekonomide ihracatta rekorlar… Bunlar, sessizce yapılan işler. İktidar, bu başarıları billboardlara dökmek yerine, halkın günlük hayatına entegre ediyor. Neden mi? Çünkü yapan, konuşmaya vakit bulamaz. Aksine, bu projeler eleştirilerin odağında olsa da, sonuçlar ortada: Pandemi döneminde bile ayakta kalan bir sağlık sistemi, krizlere rağmen büyüyen bir ekonomi. AK Parti’nin stratejisi, “Gösteriş değil, hizmet” üzerine kurulu. Bu yaklaşım, belki de en büyük zaafı. Yaptıklarını anlatmamak, muhalefete alan açıyor.
Karşı tarafa bakalım: Ana muhalefet partisi, büyükşehir belediyelerini elinde tutmasına rağmen, somut icraatlarla değil, vaatlerle anılıyor. İstanbul, Ankara,Antalya, İzmir… Bu şehirlerde trafik kaosu, su kesintileri, altyapı sorunları devam ederken, belediyeler ne yapıyor? Sosyal yardım paketi dağıtmak, konser düzenlemek kalıcı çözümler mi? Halkın parasıyla yapılan bu “icraatlar”, seçim yatırımı mı, yoksa gerçek bir hizmet mi? Üstelik, muhalefet bu yetersizlikleri örtbas etmek için gürültülü propagandayı iyi organize ediyor. “Devreye sokulan değişik faktörler, her gün yeni bir “başarı” hikayesi pompalıyor. Bir bakıyorsunuz, bir belediye başkanı “elektrikli 1000 tane otobüs” vaat ediyor, ama ortada somut adım yok, üstüne üstlük zam var. Sadece tweet’ler, basın açıklamaları ve algı operasyonları. Çok konuşan, yapamıyor işte. Bu gürültü, gerçek icraatın sesini bastırıyor ve kamuoyunu yanıltıyor.
Bu durum, sadece Türkiye’de değil, küresel siyasetin bir yansıması. Popülizm çağında, sosyal medya devleri ve fonlanmış gruplar, gerçeği eğip büküyor. Hatırlayın, Gezi olaylarından bu yana, muhalefet cephesi “algı yönetimi”nde ustalaştı. Yurtdışından gelen fonlardan bahsediliyor; her eleştiri, bir “zafer” olarak paketlenip servis ediliyor. Oysa demokrasi, gürültüyle değil, icraatla kazanılır. AK Parti’nin sessizliği, belki bir stratejik hata; ama bu sessizlik, gücün kaynağı. Muhalefetin gürültüsü ise, zayıflığın maskesi.
Peki, çözüm ne? Halkın, bu ikiliği görmesi lazım. Seçim sandığında, konuşana değil, yapana oy vermek; sosyal medyayı sorgulamak. Türkiye, yapanların ülkesidir. Konuşanlar ise, tarih sahnesinde bir dipnot olarak kalır.
Eğer siyaseti bir maraton olarak görürsek, AK Parti finiş çizgisine ulaşmış bir koşucu gibi. Muhalefet ise, tribünlerden bağıran seyirci. Unutmayalım: Gerçek zafer, sessizce kazanılandır.




