Zeki insan, önce şunu netleştirelim:
Türkiye Gazze’ye insani bakıyor diye, Türkiye’nin aklı duygusallaştı sananlar var.
Türkiye Doğu Türkistan’a tarihsel ve kimliksel hassasiyet taşıyor diye, Türkiye’nin Çin’le kör kavga aradığını sananlar var. İkisi de yanlış. Çünkü ikisi de aynı hataya düşüyor:
Devletin merhametini “duygu”, devletin hesabını “çıkarcılık” sanıyorlar.
Oysa devlet aklı, merhameti inkâr etmez; merhameti stratejik körlüğe çevirmeden taşır.
Şimdi soruyu bir daha, ama daha çıplak soralım:
“Gazze mi Doğu Türkistan mı?” diye sormak doğru mu?
Bu soru, iki dosyayı aynı rafa koyup aynı terazide tartıyor.
Devletler böyle tartmaz.
Devletler soruyu şöyle sorar:
Hangi dosya Türkiye’nin güvenlik, diplomasi, ekonomi ve itibar damarlarına hangi hızla temas ediyor?
Çünkü jeostrateji bir his değil, bir temas bilimidir:
Tehdit nereden gelir, fırsat nerede doğar, maliyet hangi kanaldan akar?
Şimdi tanım yapalım; çünkü analist, cümle kurmadan önce terazi kurar:
Bu tanımlarla bakalım.
Gazze nedir?
Gazze bir “insanlık dramı” olduğu kadar bir jeopolitik düğümdür.
Peki neden düğüm?
Çünkü Gazze dediğin şey, Levant’tır.
Levant dediğin şey, Doğu Akdeniz’in kilididir.
Doğu Akdeniz dediğin şey, enerji–deniz yetkisi–ittifak hattıdır.
İttifak hattı dediğin şey, NATO’dan ABD’ye, AB’den Körfez’e kadar uzanan bir şebekedir.
Şu soruları birbirine bağla zeki insan:
Gazze’de ateş yükselince Doğu Akdeniz’de tansiyon niye yükseliyor? İsrail güvenlik doktrini sertleşince Türkiye’nin deniz alanları niye daha “jeopolitik” hale geliyor? Mısır–İsrail–Yunanistan–GKRY eksenleri sıkılaştığında Türkiye’nin enerji ve deniz politikası niye daha pahalıya mal oluyor? Göç dalgası konuşulurken neden Levant her zaman masada? Ve en can alıcısı: Türkiye Gazze’de konuştuğunda neden dünya “not” alıyor?
Çünkü Türkiye’nin Gazze dosyasında üç şeyi var:
coğrafi yakınlık, diplomatik erişim, bölgesel ağırlık.
Yani Türkiye burada yalnızca “tepki veren” değil, “denge kuran” aktördür.
Şimdi “Bize ne Gazze’den?” cümlesini çevirip okuyalım:
Bu cümle aslında şunu der:
“Türkiye yakın çevresindeki güç denklemlerinden çekilsin.”
Peki Türkiye çekilirse ne olur?
Çekildiğin yerde boşluk kalmaz; birileri doldurur.
Ve o boşluğu dolduranlar, Türkiye’nin lehine doldurmaz.
Jeopolitiğin acı kuralı budur: Boşluk tarafsız değildir.
Şimdi gelelim Doğu Türkistan’a.
Doğu Türkistan nedir?
Bir kimlik meselesidir.
Bir insan hakları meselesidir.
Bir tarih meselesidir.
Bir hafıza meselesidir.
Ama jeostratejik açıdan Doğu Türkistan aynı zamanda şudur:
Çin’in “çekirdek iç güvenlik” alanıdır.
Ve burada bir tanım daha yapalım:
Çekirdek alan, bir devletin taviz vermeyi varoluşsal risk gördüğü alandır. Çin, bu alanda dışarıya manevra alanı tanımaz. Bu bir “haklılık” tartışması değil; bir güç davranışı tartışmasıdır.
Şu soruları soralım:
Türkiye Doğu Türkistan’da hangi kaldıraçla sonuç üretebilir? Askeriyle mi? Coğrafya izin vermez.
Ekonomiyle mi? Maliyet–bağımlılık dengesi devreye girer.
Diplomasiyle mi? Çin’in çekirdek alanında diplomasi çoğu zaman “dinlenir”, ama “uygulanmaz”.
Peki o zaman Doğu Türkistan’ı konuşmak gereksiz mi?
Hayır. Çünkü her dosya “sonuç” üretemez; bazı dosyalar hafıza üretir.
Ve zeki insan, hafıza da stratejiktir.
Çünkü hafıza, devletlerin “kim olduğuna” dair kayıt defteridir. Kimlik defteri kapanırsa, yarın “Türk dünyası” dediğinde kimse seni ciddiye almaz.
Ciddiyet, yalnız güçle değil; tutarlılıkla da inşa edilir.
Öyleyse doğru ayrım şudur:
GAZZE DOSYASI;
DOĞU TÜRKİSTAN DOSYASI;
Şimdi en kritik kısma gelelim:
Türkiye bunu nasıl yaparsa hem “çıkarcı” görünmez hem de “saf” kalmaz?
Bir tanım daha:
Akıllı merhamet, duyguyu ilke haline getirip yöntemi akıl seçmektir.
İlke: Mazlumu görmezden gelmemek.
Yöntem: Ülkeyi maliyete boğmadan, etkili olacağın yerde baskı kurmak.
Türkiye’nin yapması gereken şey şudur:
Gazze’de yüksek frekansla görünür olmak, çünkü oyun orada kuruluyor. Doğu Türkistan’da düşük frekansla ama kesintisiz bir çizgi tutmak, çünkü hafıza orada sınanıyor.
Ve “Bize ne?” diyenlere son soru:
Bize ne demek, aslında “bana ne” demektir.
Peki devlet “bana ne” diyebilir mi?
Derse, yarın birileri de Türkiye’ye “bize ne” der.
Jeopolitikte en pahalı şey, ilgisizliktir. Çünkü ilgisizlik, başkalarının senin yerine karar vermesidir.
Son cümleyi çivi gibi çakalım zeki insan:
Gazze, Türkiye’nin yakın çevresinde oyunun nerede kurulduğunu gösterir. Doğu Türkistan, Türkiye’nin hafızasında kim olduğunu test eder.
Biri rotayı, diğeri kimliği sınar.
Devlet aklı ikisini yarıştırmaz; ikisini aynı anda, farklı katmanlardayönetir.
Gürkan KARAÇAM