Yorumlar (0)

Burhan Uçaner


Venezuela-Türkiye ilişkileri


Venezuela-Türkiye ilişkilerini ve Maduro cephesini, Erdoğan’ın yaklaşımıyla birlikte detaylıca inceleyelim. Bu konu son dönemde, özellikle 2026 başındaki olaylarla iyice gündeme oturdu. Amacım net bir resim çizmek: İki ülke arasındaki bağlar, ideolojik yakınlık, ekonomik çıkarlar ve jeopolitik manevralar üzerine kurulu. Maduro’nun devrilmesiyle işler değişse de, Erdoğan’ın tutumu dengeli bir diplomasi örneği gibi duruyor. Hadi adım adım gidelim.

Tarihsel Arka Plan ve İlişkilerin Başlangıcı

Venezuela ile Türkiye arasındaki ilişkiler, 2010’larda hız kazandı ama asıl ivme 2016’dan sonra geldi. O yıl Türkiye’de yaşanan darbe girişimi sonrası Maduro, Erdoğan’a ilk destek veren liderlerden biriydi – hatta “kardeşim” diye hitap etti. Erdoğan da buna karşılık, Maduro’yu “kardeşim” olarak anarak yanıt verdi. Bu, iki liderin otoriter yönetim tarzları ve Batı karşıtlığı üzerine kurulu bir dostluktu. Maduro, Venezuela’da Chavez’in mirasını devralırken, Erdoğan da Türkiye’de benzer bir “direniş” anlatısı kuruyordu. İki ülke, ABD ve Batı yaptırımlarına karşı ortak tavır aldı; örneğin 2019’da ABD’nin Guaido’yu tanıdığı dönemde Erdoğan, Maduro’yu destekledi ve “Dayan kardeşim” dedi.

Bu dönemden itibaren ilişkiler stratejik bir ortaklığa evrildi. Maduro, Türkiye’yi “kardeş ülke” olarak görüyor; Erdoğan ise Venezuela’yı, Batı’ya karşı bir müttefik ve ekonomik fırsat kapısı olarak değerlendiriyordu. Maduro’nun cephesinden bakarsak, Türkiye onun için yaptırımlardan kaçış yolu oldu – altın ticareti, petrol işbirliği gibi alanlarda.

Ekonomik cephe, ilişkilerin en somut kısmı. 2017’de ticaret hacmi 200 milyon doların altındayken, 2018’de 1,1 milyar dolara fırladı – hedef 5 milyar dolardı. Ana neden: Venezuela’nın altın ihracatı. ABD yaptırımları altında kalan Maduro rejimi, altınlarını Türkiye’de rafine ettirerek döviz elde etti. 2018’de Türkiye, Venezuela’dan yaklaşık 900 milyon dolarlık altın ithal etti. Bu, Orinoco Maden Kemeri’ndeki yasadışı madencilikle bağlantılıydı; çevre tahribatı ve insan hakları ihlalleri raporlandı ama ticaret devam etti.

Petrol ve gaz da kritik. 2024’te iki ülke, Türk şirketlerinin Venezuela’da petrol ve gaz projelerine katılımı için anlaşma imzaladı. Maduro, canlı yayında Erdoğan’a selam göndererek bu anlaşmaları onayladı. Ayrıca, gübre fabrikası gibi projeler gündeme geldi – Venezuela’nın devlet şirketi Pequiven, yaptırımlı olmasına rağmen Türk yatırımı aldı. Maduro cephesi için bu, rejimin ayakta kalmasını sağladı; Erdoğan içinse, enerji güvenliği ve yaptırımlardan kazanç.

Ama gölge yanlar var: Uyuşturucu trafiği iddiaları. 2021’de Sedat Peker, Venezuela’dan Türkiye’ye kokain rotasının değiştiğini, Binali Yıldırım’ın oğlunun dahil olduğunu iddia etti. Mersin Limanı’nda kokain yakalamaları arttı. Bu bağlantılar, Maduro rejiminin yolsuzluk ağlarıyla örtüşüyor – Alex Saab gibi isimler, altın ticaretiyle gıda ithalatını karıştırarak zenginleşti. Erdoğan’ın yaklaşımı burada pragmatik: Ekonomik fayda ön planda, suç iddiaları ise yalanlandı veya görmezden gelindi.   

Maduro’nun gözünden Erdoğan, sadık bir müttefik. 2016 darbesinden sonra Maduro’nun desteği, Erdoğan’ı etkiledi – Venezuela halkı, Türkiye’ye dayanışma gösterdi. Erdoğan da Maduro’yu, 2019 krizinde yalnız bırakmadı; Guaido’yu tanımadı, Maduro’yu meşru gördü. 2024’te tartışmalı seçimler sonrası Erdoğan, ilk tebrik edenlerden oldu ve Maduro’yu Türkiye’ye davet etti. Maduro, Erdoğan’ı “kardeşim” diye anıyor; iki lider de Batı emperyalizmine karşı retorik kullanıyor.

Erdoğan’ın anlayışı ise dengeci: NATO üyesi Türkiye, ABD ile gerilim yaşamamak için Maduro’yu aşırı savunmuyor ama terk de etmiyor. Örneğin, Aralık 2025’te Erdoğan, Maduro ile telefon görüşmesi yaptı; diyalog çağrısı yaptı ve gerginliklerin azalmasını umduğunu söyledi. Maduro’yu “dost” olarak nitelendirdi. 

3 Ocak 2026’da ABD güçleri Maduro’yu yakaladı – bu, ilişkileri test etti. Erdoğan, Trump ile görüşmesinde “ılımlı eleştiri” yaptı: Venezuela’nın istikrarsızlığa sürüklenmemesi gerektiğini söyledi, Maduro ve Venezuela halkını “dost” olarak andı. Ama sert kınama yok; Dışişleri Bakanlığı sadece “itidal” çağrısı yaptı. Türk muhalefeti, Erdoğan’ı sessizlikle suçladı – CHP lideri Özgür Özel, “Trump sana Maduro’yu Türkiye’ye sürgün etmeyi mi önerdi?” diye sordu. İddialara göre, Maduro’ya Türkiye’de sürgün teklif edilmiş; Senatör Lindsey Graham, “Maduro Türkiye’de olabilirdi” dedi.

Maduro cephesi için bu, ihanet gibi gelebilir – ama Erdoğan’ın yaklaşımı, pragmatizm: ABD ile yeni Trump dönemi başlarken çatışma istemiyor. Yine de, Venezuela halkına destek vurgusu devam ediyor. Muhalefet, Erdoğan’ı “Maduro’nun kaderi kendi geleceği mi?” diye eleştiriyor; basın özgürlüğü ihlalleri gibi benzerlikler çiziliyor.       

 

Erdoğan’ın anlayışı, ideolojiyle pragmatizmi harmanlıyor: Maduro’yu destekleyerek anti-Batı imajını koruyor ama ABD’yle köprüleri atmıyor. 

Maduro için Türkiye, hayatta kalma aracıydı – şimdi ise belirsizlik var. 

İlişkiler devam eder mi? Muhtemelen evet, ama daha düşük profilli. 

Venezuela’nın yeni yönetimiyle Erdoğan’ın nasıl pozisyon alacağını göreceğiz.