Ve bugün günlerden Çanakkale…
İhanet çemberine karşı imanın ve sadakatin mührünün kazındığı gün.
18.03.2026 09:25:00
Ve bugün günlerden Çanakkale…
Değil mi ki bugün takvimler 18 Mart’ı gösterirken, sadece bir zaferin yıl dönümünü kutlamıyoruz; biz bugün, bu toprakların tapusunun altına kanla vurulmuş o silinmez kurtuluş mührünü selamlıyoruz.
Ki
Çanakkale, bir askeri stratejinin çok ötesinde, bir milletin "bitti" denilen yerden, küllerinden doğarak göğe yükseldiği o mukaddes kırılma noktasıdır!
Bugün, coğrafyamızın ateş çemberinden geçtiği, dünyanın büyük bir belirsizlik ve kaosla sarsıldığı bu kritik eşikte; Çanakkale ruhuna her zamankinden daha fazla, ekmek gibi, su gibi muhtacız. Çünkü o gün Gelibolu’da çarpışan sadece iki ordu değildi; o gün orada sadakat ile ihanet, vatan aşkı ile kölelik arzusu karşı karşıyaydı.
Çanakkale, bir turnusol kâğıdıdır. O büyük destan, kimin bu toprakların öz evladı olduğunu, kimin ise bu kutlu çatı altında sığıntı gibi yaşayıp, aslında başkalarına hizmet ettiğini gün yüzüne çıkarır.
Bugün de ihtiyacımız olan tam olarak bu netliktir.
Yani bu gün safların netleştiği ve Çanakkale ruhunu yansıtan mukaddes günün ta kendisidir.
Daha dün satılık bedenlerinin kirli gövdelerini, bu kadim şehrin cadde ve sokaklarında gezdiren ve bu şehit kanlarıyla sulanmış aziz topraklar üzerinde, asalak gibi yaşayan ve bu durumu da mantıksız bir cahil inadıyla ve efendilerinden almış oldukları üç-beş kuruşun sıcaklığının güveninde, sözde hiç korkmadan, sosyal medyalarından halkımızın gözüne sokan virüslerin temizlenme vaktinin çok ama çok yaklaştığını işaret eden günün de; ta kendisidir.
Bir yanda; gözünü kırpmadan vatanı, bayrağı ve mukaddesatı için göğsünü siper eden, "Önce Vatan" diyen gerçek bayrak sevdalıları... Diğer yanda ise; az önce ifade ettiğimiz sözde “bahar” kutlaması adı altında, amacı başka olan ve pislik yuvasını andıran ruhunu üç kuruşa pazarlayan satılık elemanlar…
Veya vahşi emperyalizmin sofrasında kırıntı bekleyen, efendilerinin artıklarıyla karınlarını doyurarak, kirli kusmuklarını bu kadim halkların bereket yüklü topraklarında gezdiren kiralanmış vicdanlar.
Ve tüm bunların yanı sıra; tek görevleri bu ülkenin altını oymak, birliğine nifak sokmak olan o ihanet şebekesinin yukarıda bahsettiğimiz sokaklarımızda dolaşan asalakları...
Tarih tekerrürden ibarettir.
1915 'te tabyalarda top mermisi taşıyan Seyit Onbaşılar ne kadar gerçekse, o gün düşman gemilerine rehberlik eden gafiller de o kadar gerçektir. Bugün de coğrafyamızın yaşadığı bu sıkıntılı süreçte, aynı kirli eller ve aynı kiralık ruhlar sahnede. Ancak unuttukları bir şey vardır ki o da bu coğrafyanın mayasında Çanakkale ruhunun olduğudur.
İçimizdeki bu satılık beyinlerin ürünü olan asalaklar, efendilerinden aldıkları talimatlarla bu milleti dize getirebileceklerini zannediyorlar. Oysa Çanakkale bize öğretmiştir ki; iman dolu bir göğüs, çelik zırhlı duvarları aşar. Bizim ihtiyacımız olan şey, o günkü gibi safları sıklaştırmak ve aramızdaki sızmaları, bu ülkeye ihanetten başka hiçbir vasfı olmayan o kirli yapıları ayıklamaktır.
Çanakkale Zaferi; bu milletin sadece düşmana değil, aynı zamanda umutsuzluğa ve içindeki hainlere karşı kazandığı bir zaferdir.
Ve bugün, o mührün mürekkebi ilk gün gibi tazedir.
Ve bir kez daha teyit ederek aynı iman kudretiyle inanıyoruz ki vatanseverlerin gür sesi, dün aramızda dolaşan ve birilerinin içimize hedef göstererek salmış olduğu bu satılık ruhların fısıltısını, elbet boğacaktır.
Aziz şehitlerimizin ruhu şad olsun.
Bu bayrak, o temiz kanlarla sulandığı sürece; ne ihanet çemberleri bizi durdurabilir, ne de kiralık ruhlar bu kale içerisinde kendine yer bulabilir.








