Uğurlu Yıllar
28.03.2026 23:53:00
Uğurlu yıllarımız olurdu eskiden. Üretimde, sanatta, sporda, çeşitli meslek dallarında hatta siyasette bile zaman zaman yaşardık uğuru.
Çeyrek asır var ki, hasret kaldık uğura. Bu süre içinde doğal afetler peşpeşe geldi. Orman yangınları, sel felaketleri, depremler, kazalar belalar kaybolmadı hayatımızdan. Birinden kurtulduk derken, diğerini yaşadık hemen. Yaralarımızı sarmaya uğraşırken, yeni bir felaket çaldı kapımızı. Yönetimde yaptığımız ciddi hatalar da, uğursuzluk ateşini körükledi adeta. Yetti artık, inşallah bundan sonra uğurlu yıl ve dönemlerimiz bol olur. Geçmişin hatalarını tekrarlamaz, geçmişten ders alarak yürürsek geleceğe, uğurlu yıllarımızı tekrar yakalarız.
Yaşamımızda çok önemli uğurdan bahsederken, aklıma 33 yıl önce terörün aramızdan kopardığı çok değerli meslektaşım ve gerçek bir Türkiye sevdalısı Uğur Mumcu geldi. Ben sağ, o sol düşünceye sahip, kalemlerimizi inancımız doğrultusunda kullanan gazetecilerdik. Uğur Cumhuriyet’te, ben sıkı milliyetçilerin toplandığı “Yeni İstanbul” gazetesinde çalışıyordum. Sürekli birbirimize takılır, dalga geçer eğlenirdik. Benim adım Faşo, onunki Komo idi. Müşterek arkadaşımız, yine sağ düşünceli rahmetli Cenk Koray’dı. Cenk Uğur’la Bahçelievler’de apartman komşusuydu. Hatta Cenk Mamak’ta yedek subaylık yaparken, hapishanede Uğur Mumcu’ya rastlayıp, ona sarılarak öptüğü için bir haftalık disiplin cezası almıştı.
Habip Edip Törehan’ın sonradan Hami Tezkan-Gökhan Evliyaoğlu ikilisine sattığı Yeni İstanbul’da ben Arif Nihat Asya, Galip Erdem ve Kamil Turan gibi ünlü sağcılarla çalışıyordum. Uğur ise önce Yeni Ortam’da, sonra da Cumhuriyet Ankara Bürosunda solun mücadeleci kadrolarıyla görev yapıyordu. 1975 ve sonrası yıllarda solda gazetecilik yapmak yürek istiyor, darbecilerle-aşiret ve tarikatlarla-terörle-silah ve uyuşturucu kaçakçılarıyla uğraşmak gerekiyordu. İşte bunu hakkıyla yapan, terörün silah kaçakçılığıyla ilgisini ortaya çıkaran, polis-siyaset-mafya araştırmaları üzerinde yıllarca çalışan ve Türkiye’yi bekleyen tehlikelerin çoğunu önceden yazan Uğur Mumcu’ydu. Karşı görüşlerde olmamıza rağmen, Uğur Mumcu’nun hayatını hiçe sayan fedakar çalışmalarını, çok ciddi ve hepsi de doğru çıkan istihbaratlarını, araştırmacı gazeteci kimliğini hep takdirle izliyordum.
Çok başarılı bir gazeteci olmasına, pek çok ödül almasına, sayısız kitap yazmasına ve çok değerli eserler oluşturmasına rağmen, çok mütevazı, alçakgönüllü ve efendi bir insandı. Örnek bir yurttaştı aynı zamanda, samimi bir sosyalistti, emekçi sınıfların toplumda yönetimi ele almasından yanaydı. Hayatının hiçbir döneminde çıkar peşinde koşmadı, aksine çıkar peşinde koşanları kovalamakla geçti ömrü. Politikaya girmedi, milletvekilliği tekliflerinin hepsini reddetti, politikaya sıcak bakmak yerine mesleğine dört elle sarıldı ve örnek gazetecilik bayrağını zirveye taşıdı.
Fikirlerinden dolayı hapiste yattı, Üniversite mezunu olmasına rağmen askerliğini Ağrı’nın Patnos’unda er olarak yaptı. Türlü acılar ve zorluklar çekti ama kimseye kızmadı, ülkenin milli menfaatlerini koruma savaşını ısrarla ve çizgisinden sapmadan sürdürdü. Kürtçülüğe ve hele İslami Kürtçülüğe prim vermiyor, Türk-Kürt kardeşliğini savunuyor, bir hukukçu olarak haksızlıkların, hukuksuzluğun, yolsuzluğun ve usulsüzlüğün üzerine yürüyordu hep. Milli çıkarların izini sürmenin ve Türkiye’ye yönelen her tehlikenin üzerine gitmenin bedelini canıyla ödedi. Teröristler 33 yıl önce otomobiline bomba koyarak öldürdüler Uğur’umuzu.
Ülkeyi yönetenler “Cinayeti çözmek devletin namus borcudur!” demelerine rağmen, olayın içyüzü hala çözülemedi, gerçek failleri yakalanamadı ve devletin namus borcu hala ödenemedi. Türkiye’nin bugün Uğur Mumcu gibi gazetecilere dünden daha fazla ihtiyacı var. Ülkenin çıkarını gözeten, mücadeleci ve korkusuz Uğur Mumcu örneği gazetecilere. Sevgili meslektaşımı, değerli kardeşimi rahmetle anar ve aziz hatırası önünde saygıyla eğilirken, ülkemiz için yaptığı mücadele ve Türkiye’nin iyiliği için sarfettiği gayretlere teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum.
Ruhu şad olsun…






