Yorumlar (0)

Rafet Ulutürk


TUSAŞ’tan Büyük Sürpriz: Sessizce Gelen Bir Devrim – TİSU


Bugüne kadar Türkiye’de ve dünyada insansız hava araçlarını sınıflandırırken ağırlıklı olarak İHA / SİHA / TİHA kavramlarını kullandık. Bu platformlar; keşif, gözetleme, istihbarat ve ağırlıklı olarak hava-yer taarruzu ekseninde konumlandı. Hava-hava muharebesi ise uzun yıllar boyunca doktrinsel olarak insanlı jetlerin “dokunulmaz alanı” olarak kabul edildi. Bunun temel nedeni, hava-hava savaşının yüksek durumsal farkındalık, ani karar verme ve karmaşık angajman gerektirmesiydi.

Ancak bu tablo artık geri dönülmez biçimde değişiyor.

Kızılelma insansız savaş uçağı ile birlikte, insansız platformlar ilk kez sistematik biçimde hava-hava muharebe sahasına adım atıyor. Jet motorlu mimarisi, düşük radar kesit alanı, gemiden kalkış ve iniş kabiliyeti, milli AESA radar entegrasyonu ve BVR (görüş ötesi) hava-hava mühimmat taşıma yeteneği; onu klasik SİHA tanımının çok ötesine taşıyor. Bu noktada artık karşımızda “silahlı bir İHA” değil, hava üstünlüğü kavramına dâhil olabilen bir savaş uçağı bulunuyor.

Tam da bu nedenle literatürde yeni bir başlık açmak zorundayız:
Taarruzi İnsansız Savaş Uçağı – TİSU.

TİSU kavramı; yalnızca silah taşıyan bir platformu değil, hava-hava angajmanına girebilen, insanlı uçaklarla birlikte görev yapabilen, gerekirse önden girerek riski üzerine alan ve savaşın seyrini etkileyecek kararları otonom ya da yarı otonom biçimde uygulayabilen bir sınıfı tanımlar. Bu, teknolojik bir güncellemeden çok daha fazlasıdır; hava harp felsefesinin yeniden yazılmasıdır.

Bu eşik aşıldığında artık şu soru sorulur:
“İnsanlı uçak neden risk alsın?”