TÜRKLERİN AÇTIĞI KUCAK, UNUTULAN VİCDAN
Tarihin bazı anları vardır; milletlerin karakteri, devletlerin hafızası ve toplumların vicdanı o anlarda ortaya çıkar. 1980’lerin sonu, Ortadoğu için bir felaketler dönemiydi. Kuzey Irak’ta, Saddam Hussein rejimi Kürtlere karşı insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen bir soykırım yürütürken, kimyasal gazlar Halepçe semalarında dolaşıyor, kadınlar, çocuklar, yaşlılar dünyanın gözleri önünde katlediliyordu.
*İşte o günlerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kapılarını kapatmayı değil, kucağını açmayı seçti. Bu tercihin siyasi mimarlarından biri ise hiç şüphesiz Turgut Özal idi. Özal’ın o dönem kaleme aldığı yazılar ve ortaya koyduğu irade, yalnızca bir dış politika hamlesi değil, aynı zamanda Türk milletinin Kürtlere uzattığı kardeşlik elinin belgesidir.
*Türkler, Saddam’ın zulmünden kaçan Kürtleri “yabancı” olarak görmedi. Onları, aynı coğrafyanın, aynı acıların, aynı kaderin insanları olarak gördü. Sınırlar açıldı, kamplar kuruldu, ekmek paylaşıldı. Ne etnik kimlik soruldu ne siyasi aidiyet… Sadece şu soruya cevap arandı: Bu insanlar hayatta kalmalı mı?
Türkiye’nin cevabı netti: Evet.
*Bu hakikat bugün özellikle hatırlanmalıdır. Çünkü bugün bazı çevreler, bu tarihi gerçeği görmezden gelerek, Türkiye’yi Kürtlere düşman gibi göstermeye çalışmaktadır. Oysa tarih açık ve nettir:
Kürtlere soykırım yapan Türkiye değildir.
Kürtlere kucak açan, onları yaşatan Türkiye’dir.
Ne var ki gelinen noktada, bu kucak açmanın, bu kardeşlik duruşunun yeterince karşılık bulmadığını da üzülerek görmekteyiz. Bugün Doğu ve Güneydoğu’da, hatta İstanbul gibi metropollerde, PKK, PYD ve Suriye’deki uzantıları üzerinden yürütülen kışkırtmalar, toplumda yeni fay hatları oluşturmaya başlamıştır. Suriye sahasında, Syrian Democratic Forces (SDG) gibi yapılar üzerinden kurulan denklemler, bölgeyi istikrara değil, kaosa sürüklemektedir.
*Türkiye ise tüm bu tabloya rağmen, sınır güvenliğini ve bölgesel istikrarı önceleyen bir politika izlemektedir. Terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlar, Kürtlere değil; silahlı yapılara ve dış bağlantılı projelere yöneliktir. Buna rağmen, Türkiye’nin bu mücadelesini çarpıtarak, sokak eylemleriyle, taşkınlıklarla, kamu düzenini bozarak karşılık vermeye çalışan bazı kesimler, aslında kime hizmet ettiklerini de sorgulamalıdır.
Burada açık konuşmak gerekir:
*Türkiye’de büyümüş, eğitim almış, devletin sunduğu imkânlardan faydalanmış bazı Kürt gençlerinin, Türkiye’ye karşı eylemlere sürüklenmesi ne ahlaki ne de tarihsel olarak savunulabilir. Bu, ne Halepçe’de katledilen çocukların ruhuna saygıdır ne de o gün sınır kapılarını açan Türk milletine vefadır.
*Elbette herkes eleştirebilir, siyaset yapabilir, fikir beyan edebilir. Ancak taş atmak, sokakları yakmak, terör propagandasına alan açmak, hak arayışı değil; açık bir yanlışın parçası olmaktır. Bu yanlışın en büyük bedelini de yine Kürt gençleri ödemektedir. Çünkü onları kullanan yapıların ne Kürt halkına ne de bölgeye huzur getirmediği ortadadır.
*Turgut Özal’ın yaklaşımı tam da bu noktada yeniden okunmalıdır. Özal, Kürt meselesine kardeşlik ve ortak gelecek penceresinden bakıyordu. Ayrıştırarak değil, birleştirerek… Düşmanlık üreterek değil, yaraları sararak… Bugün de ihtiyaç duyulan tam olarak budur.
*Unutulmamalıdır ki Türklerin Kürtlere açtığı kucak, bir zayıflık değil; medeniyet göstergesidir. Bu kucağı itmek, geçmişi inkâr etmek, bugünü yanlış okumaktır. Tarih, kimin yıktığını, kimin yaşattığını kaydetmiştir. Bugün yapılması gereken, bu tarihi tersine çevirmeye çalışanlara karşı akıl, vicdan ve sağduyu ile durmaktır.
*Çünkü bu topraklarda gelecek, taşla değil; kardeşlikle kurulacaktır...Çünkü bu topraklarda gelecek silah ile değil, kardeşlikle kurulacaktır.
**Aksi hâlde şunun da herkes tarafından bilinmesi gerekir: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin lideri de güçlüdür, ordusu da güçlüdür. Devlet, sabrını kardeşlikten, kararlılığını ise egemenlikten alır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendisine yönelen hiçbir terör yapılanmasına, hiçbir terör örgütüne boyun eğmez; gerektiğinde hukuk içinde, gerektiğinde sahada, gereken cevabı vermekten de asla geri durmaz.
Bu gerçek, bir tehdit değil; tarihin ve devlet aklının doğal sonucudur. Barış isteyen için Türkiye bir kucaktır, kaos isteyen için ise aşılmaz bir iradeden ibarettir diyorum hepinizi saygıyla kucaklıyorum.




