Medeniyet Temelli Bir Birlik Önerisi
Öz
Türkler ile Kürtler arasındaki ilişkiler, modern ulus-devlet sınırlarıyla sınırlı olmayan, Selçuklu öncesi döneme kadar uzanan köklü bir tarihsel birlikteliğe dayanmaktadır. Bu çalışma, Türk–Kürt ilişkilerinin MS 8. yüzyıldan itibaren gelişen tarihsel sürekliliğini ele almakta; modern dönemde dış müdahalelerin bu ilişkiyi nasıl dönüştürdüğünü incelemekte ve güncel jeopolitik gelişmeler ışığında Türkiye sınırları dışında yaşayan Kürtleri de kapsayan medeniyet temelli bir kardeşlik perspektifi önermektedir. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri ve emperyal düşünceye sahip ülkelerin, Ortadoğu’daki enerji kaynaklarını kontrol etme amacıyla yerel etnisiteleri araçsallaştırdığına dair daha önce tarafımızdan dile getirilen tespitlerin, güncel gelişmelerle doğrulandığı vurgulanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Türk–Kürt ilişkileri, tarihsel süreklilik, medeniyet, enerji jeopolitiği, emperyalizm, Ortadoğu
1. Giriş
Türk–Kürt ilişkileri çoğu zaman modern siyasal tartışmaların dar çerçevesi içinde ele alınmakta, bu durum ilişkinin derin tarihsel ve medenî boyutlarının göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Oysa Türkler ile Kürtler arasındaki temas, yalnızca Osmanlı veya Selçuklu dönemine değil, İslamlaşma sürecinin erken safhalarına, MS 8–9. yüzyıllara kadar uzanmaktadır.
Bu makale, Türk–Kürt ilişkilerini Türkiye sınırlarıyla sınırlı olmayan bir bütünlük içinde ele almakta; Irak, Suriye ve İran coğrafyalarında yaşayan Kürtleri de kapsayan tarihsel kardeşlik zeminini yeniden değerlendirmektedir. Çalışma ayrıca, günümüzde Kürt meselesi bağlamında öne çıkan dış müdahalelerin geçiciliğini ve yapısal risklerini tarihsel ve jeopolitik bir perspektifle analiz etmektedir.
2. Selçuklu Öncesi Dönemde Türk–Kürt Temasları (MS 800’e Kadar)
Türkler ile Kürtler arasındaki ilk yoğun temaslar, özellikle MS 8. yüzyıldan itibaren Orta Asya’dan gelen Türk unsurların İslam dünyasının askerî ve idari yapısına dâhil olmasıyla başlamıştır. Bu dönemde Kürtler, İslam coğrafyasının kadim unsurlarından biri olarak, Türklerle aynı siyasal ve dinî çatı altında ortak bir kader paylaşmaya başlamışlardır.
Abbâsî orduları içinde Türk komutanların yükselişi ile Kürt aşiretlerinin bölgesel güvenlikte üstlendikleri roller, erken dönem Türk–Kürt ilişkilerinin yalnızca etnik değil, medenî ve siyasal bir birliktelik temelinde şekillendiğini göstermektedir.
3. Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde Kurumsallaşan Kardeşlik
Selçuklu Devleti ile birlikte Türk–Kürt ilişkileri kurumsal bir nitelik kazanmıştır. Kürt beyleri, Selçuklu yönetimi altında askerî ve idarî görevler üstlenmiş; özellikle sınır bölgelerinin savunulmasında önemli roller oynamışlardır.
Osmanlı döneminde ise Türk–Kürt ilişkileri, karşılıklı sadakat ve yerel özerklik esasına dayalı bir düzen içinde devam etmiştir. Yavuz Sultan Selim döneminde tesis edilen sistem, Kürt emirliklerinin Osmanlı siyasal yapısı içinde meşru ve itibarlı bir konum elde etmesini sağlamıştır⁴.
4. Modern Dönemde Kırılma: Ulus-Devlet ve Dış Müdahaleler
5. Enerji Jeopolitiği ve Yerel Etnisitelerin Araçsallaştırılması
Ortadoğu’nun küresel siyaset açısından taşıdığı stratejik önem, büyük ölçüde sahip olduğu petrol ve doğal gaz rezervlerinden kaynaklanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve emperyal düşünceye sahip ülkeler, enerji arzının güvenliğini sağlamak amacıyla yerel etnik ve toplumsal fay hatlarını araçsallaştırmıştır.
Daha önce tarafımızdan da vurgulandığı üzere, bu tür ilişkiler kalıcı bir siyasal güvenlik üretmemekte; stratejik önceliklerin değişmesiyle birlikte yerel aktörler hızla yalnız bırakılmaktadır.
6. Güncel Jeopolitik Gerçeklik ve Türkiye Dışındaki Kürtler
Irak, Suriye ve İran’da yaşayan Kürt topluluklarının karşı karşıya olduğu sorunlar, küresel enerji rekabeti ve büyük güç politikalarıyla doğrudan ilişkilidir. Bu durum, Türk–Kürt kardeşliğinin yalnızca Türkiye içi değil, bölgesel ölçekte ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
7. Medeniyet Temelli Bir Birlik Önerisi
Türk medeniyeti, tarih boyunca Oğuz boyları başta olmak üzere farklı etnik ve aşiret unsurlarını ortak bir siyasal ve kültürel çatı altında birleştirmiştir. Bu yapı, etnik homojenlikten ziyade ortak tarih, inanç ve kader bilinci üzerine kuruludur.
7.1. Güçlü Merkez, Geniş Coğrafya ve Ortak Sorumluluk
Osmanlı döneminde Kürtlerin siyasal ve toplumsal konumlarını belirleyen temel unsurlardan biri, devletin geniş coğrafyaya yayılan ve güçlü bir merkezî yapı arz eden karakteridir. Osmanlı’nın bölgesel ve küresel ölçekte güçlü olduğu dönemlerde, Kürt unsurlar bu yapı içerisinde görece özerk, itibarlı ve etkili bir konumda varlık gösterebilmiştir.
Bu tarihsel tecrübe, günümüz açısından önemli bir çıkarımı mümkün kılmaktadır: Kürtlerin Osmanlı dönemine benzer bir statü ve güvenlik alanına yeniden ulaşabilmeleri, parçalı ve zayıf siyasal yapılardan ziyade, geniş coğrafyada etkili ve güçlü bir merkezî yapının varlığıyla mümkündür. Bu bağlamda Türkiye’nin yeniden bölgesel ve küresel ölçekte büyük bir güç hâline gelmesi, yalnızca Türkler için değil; Türkiye sınırları içinde ve dışında yaşayan Kürtler için de stratejik bir öneme sahiptir.
Geçmişte Kürtlerin Türk medeniyeti içinde kalarak Osmanlı siyasal sistemini desteklemeleri, merkezî yapının güçlenmesine katkı sağlamış; bu güçlenme ise Kürtlerin siyasal ve toplumsal konumlarını tahkim etmiştir. Benzer biçimde günümüzde de Kürtlerin dış aktörlere dayalı geçici ittifaklar yerine, Türk medeniyet dairesi içinde Türkiye’yi destekleyen ve güçlendiren bir tutum benimsemeleri, uzun vadede kendi güvenlikleri ve statüleri açısından daha rasyonel bir yol olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu yaklaşım, Kürtleri edilgen bir unsur hâline getirmeyi değil; güçlü bir merkez içinde kurucu, destekleyici ve etkili bir aktör olarak konumlandırmayı öngörmektedir.
8. Sonuç
Türk–Kürt ilişkilerinin geleceği, dış güçlerin geçici stratejileri yerine, MS 8. yüzyıla kadar uzanan ortak tarih ve medeniyet tecrübesi temelinde ele alınmalıdır. Türkiye’nin yeniden güçlü, etkili ve geniş bir coğrafyada söz sahibi bir merkez hâline gelmesi; Kürtlerin ise bu medeniyet havzası içinde bilinçli bir ortak olarak yer alması, bölgesel barış ve istikrar açısından tarihsel olarak denenmiş en rasyonel seçenektir.
Bu çalışma, Türk–Kürt kardeşliğine yönelik çağrının romantik değil; tarihsel, jeopolitik ve stratejik temellere dayanan bir birlik önerisi olduğunu ortaya koymaktadır.