Bugünün dünyasında asıl kriz, yalnızca savaşlar ya da ekonomik dalgalanmalar değil; anlam krizidir. Uluslararası sistem, neyin doğru, neyin meşru, neyin sürdürülebilir olduğu konusunda ortak bir dil üretemiyor. Güçlü olan haklı sayılıyor, haklı olan ise çoğu zaman yalnız bırakılıyor. Kurallar var ama herkese eşit uygulanmıyor. İşte bu yüzden küresel siyaset, artık sadece sert değil; aynı zamanda gürültülü.
Bu gürültüde herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor.
Türkiye’nin dış politikasını bu çerçeveden okuduğumuzda, karşımıza çıkan tablo klasik bir “aktif diplomasi” anlatısından daha fazlasıdır. Türkiye, bu kaotik ortamda yüksek sesle bağıran bir aktör olmaktan ziyade, dikkatle dinleyen ve gerektiğinde konuşan bir ülke profili çizmektedir. Bu tercih, ilk bakışta yeterince “gösterişli” bulunmayabilir. Oysa tam da bu yüzden değerlidir.
Kriz Çağında Gösteri Değil, Dayanıklılık
Günümüz diplomasisinde birçok ülke, iç kamuoyuna mesaj vermek adına dış politikayı bir tür sahneye dönüştürüyor. Sert çıkışlar, keskin cümleler, anlık pozisyonlar… Ancak bu tür refleksler, çoğu zaman uzun vadeli sonuç üretmekten çok, geçici tatmin sağlıyor.
Türkiye’nin yaklaşımı ise daha az alkış alan ama daha dayanıklı bir çizgiye işaret ediyor. Çünkü kriz dönemlerinde asıl mesele, “en sert tepkiyi vermek” değil; en az hasarla ilerleyebilmektir. Dış politika, bazen bir hamle sanatı değil, bir sükûnet disiplinidir.
Bu nedenle Ankara’nın tercih ettiği denge siyaseti, kararsızlıkla değil; hesaplanmış sabırla ilgilidir. Sabır ise zayıflık değil, çoğu zaman en zor güç biçimidir.
Herkes Taraf Seçerken, Konuşabilen Kalmak
Bugün uluslararası sistemin temel refleksi şudur: “Tarafını seç.”
Oysa bazı anlar vardır ki, taraf seçmek değil; tarafları konuşturabilmek kıymetlidir.
Türkiye’nin dış politikadaki özgünlüğü de burada belirginleşiyor. Çünkü Türkiye, birçok krizde “herkesle konuşabilen” nadir aktörlerden biri olmayı sürdürüyor. Bu durum zaman zaman eleştirilse de, diplomasinin gerçek dünyasında bunun karşılığı nettir: Kapısı kapalı olan ülke değil, kapısı açık olan ülke masaya çağrılır.
Bu, ideolojik bir esneklik değil; stratejik bir gerçekçiliktir. Zira müzakere, ancak iletişim varsa mümkündür. Ve iletişim, duygusal kopuşların değil, kurumsal aklın ürünüdür.
İnsani Dil: Zayıflık Değil, Siyasal Derinlik
Dış politikada insani vurgular çoğu zaman “duygu siyaseti” olarak küçümsenir. Ancak günümüz dünyasında asıl sorun, siyasetin tamamen insandan kopmuş olmasıdır. Sayılar konuşuyor, haritalar konuşuyor, çıkarlar konuşuyor; ama insan hayatı çoğu zaman dipnotta kalıyor.
Türkiye’nin insani diplomasi yaklaşımı bu yüzden önemlidir. Çünkü bu yaklaşım, siyasetin merkezine yeniden insanı yerleştirme iddiası taşır. Bu bir romantizm değil; uzun vadede meşruiyet üreten bir stratejidir. Meşruiyet ise günümüz uluslararası sisteminde en az askeri güç kadar belirleyici bir unsurdur.
Bir ülke, yalnızca güçlü olduğu için değil; adil olduğu algısı güçlendiği ölçüde etkili olur.
Yeni Dünya Arayışı: İnşa mı, Tamir mi?
Bugün sıkça “yeni bir dünya düzeni”nden söz ediliyor. Ancak asıl soru şu: Bu düzen yeniden mi inşa edilecek, yoksa mevcut yapının çatlakları mı onarılacak?
Türkiye’nin dış politika söylemi, bu noktada yıkıcı değil; onarımcı bir perspektif sunuyor. Mevcut sistemin adaletsizliklerini teşhis ederken, tüm sistemi reddetmek yerine onu daha kapsayıcı hale getirmeyi öneriyor. Bu, radikal ama gerçekçi bir pozisyondur. Çünkü sistemler, genellikle bir gecede yıkılmaz; ama doğru müdahalelerle dönüşür.
Sonuç Yerine: Güçlü Olmak mı, Anlamlı Kalmak mı?
Bugünün dünyasında birçok ülke güçlü görünmeye çalışıyor.
Ancak çok azı anlamlı kalmayı başarabiliyor.
Güç geçicidir; anlam ise kalıcıdır. Türkiye’nin dış politika çizgisi, tam da bu ayrımı merkeze alıyor.
Yüksek sesle konuşmak yerine, doğru yerde konuşmak…
Herkesin kapıyı kapattığı anda, kapıyı açık tutmak…
Rüzgâra göre savrulmak yerine, pusulayı sabit tutmak…
Belki de çağımızın en büyük ihtiyacı budur: Daha fazla güç değil, daha fazla akıl. Daha fazla gösteri değil, daha fazla derinlik. Türkiye’nin bu fırtınalı dönemde yaptığı tam olarak budur: Gürültünün içinde sükûneti, belirsizliğin içinde yönü korumak.




