Sessizliğin Gölgesindeki Tehlike ABD emperyalizmi küresel ölçekte tahakküm alanını genişletirken, Türkiye’de mevcut siyasi iradenin ve AKP zihniyetinin bu açık tehditler karşısındaki sessizliği düşündürücüdür. Sınır komşularımızın tamamı ABD’nin stratejik kuşatmasıyla sarsılırken, ülkemizi bir "oldu bitti" ile ateş çemberinin ortasına sürükleyecek bu fiili durum, sadece dışsal bir sorun değil; iç dinamiklerimizi ve toplumsal barışımızı da tehdit eden ciddi bir risk barındırmaktadır.
Bu noktada sormak gerekir: Bu görmezden geliş, Ortadoğu Eş Başkanlık Projesi’nin son provası mı yoksa bir parçası mıdır?
Donald Trump’ın İranlı eylemcilere "Yardım yolda" diyerek gösterileri körüklemesi, Venezuela örneğinde olduğu gibi İran’ı da teslim alma stratejisinin bir yansımasıdır. Trump’ın askeri müdahale iması taşıyan bu tehditleri, İran’ın askeri ve stratejik yapısını hedef alırken bölgeyi topyekûn bir belirsizliğe sürüklemektedir.
İran’da Toplumsal Dalgalanma ve ABD’nin Jeoekonomik Hesapları İran’daki son protestolar, ekonomik çöküşün tetiklediği bir tepki olarak başlasa da kısa sürede rejimin temellerini sarsan siyasi bir kalkışmaya dönüşmüştür. 28 güne yayılan ağır can kayıpları ve kitlesel gözaltılar, sürecin basit bir "hayat pahalılığı" tepkisi olmadığını; toplumun birikmiş öfkesinin yapısal bir kırılmaya evrildiğini göstermektedir.
Ancak bu haklı öfke, dış müdahalelere son derece açıktır.
ABD açısından mesele "demokrasi" ya da "insan hakları" değildir. Asıl stratejik eksen; Hürmüz Boğazı'nın kontrolü ve küresel petrol fiyatlarının manipüle edilmesidir. Washington, kriz üzerinden petrol fiyatlarını yukarı çekerek kendi enerji hegemonyasını pekiştirmeyi ve dünya ekonomilerini bu krizle terbiye etmeyi hedeflemektedir.
Bu yeni tip emperyalizm, kriz yaratarak hâkimiyet kuran bir ekonomik savaş modelidir.
Rejimin İflası ve Muhalefetin Çıkmazı İran rejimi, 47 yıllık siyasal-ekonomik modelinin yapısal iflasını yaşamaktadır. Ekonomiyi militarize eden ve kaynakları dar bir iktidar bloğuna aktaran model artık meşruiyet üretememektedir. Rejimin şiddete başvurması sadece bir hayatta kalma refleksidir; fakat bu durum toplumsal kopuşu daha da derinleştirmektedir.
Öte yandan, İran muhalefeti tarihi bir fırsatla büyük bir riskin tam ortasındadır. Ortak bir programın yokluğu ve ABD/İsrail ekseninin sürece nüfuz etme çabası, halkın meşru taleplerinin emperyalist hesaplara eklemlenme tehlikesini doğurmaktadır. Tarihsel deneyimler göstermiştir ki; halk mücadeleleri dış güçlerce manipüle edildiğinde, bir otoriter yapının yerini genellikle daha piyasacı ve dışa bağımlı başka bir yapı almaktadır.
Bölgesel Etki ve Solun Sorumluluğu İran’daki her sarsıntı Türkiye başta olmak üzere tüm bölgeyi doğrudan etkilemektedir. Enerji maliyetlerinin artması, enflasyon dalgasını ve halkın yaşam standartlarının düşmesini tetikleyecektir. ABD’nin hedefi bölgeye demokrasi getirmek değil; "kontrollü bir istikrarsızlık" ile kendi ekonomik üstünlüğünü tahkim etmektir.
Sonuç: Üçüncü Yol ve Uluslararası Dayanışma Baskıcı rejim, fırsatçı emperyalizm ve örgütsüz muhalefet üçgeninde; sol perspektifin tek çıkış yolu "Uluslararası Halk Dayanışmasıdır. Emperyalist güçlerden bağımsız, bölge halklarının ortak çıkarlarını ve sosyal adaleti merkeze alan bir hattın kurulması elzemdir. İran’daki toplumsal patlama, sadece bir iç mesele değil; dünyanın nereye everildiğini gösteren kritik bir uyarıdır.
Bu moment, Türkiye ve dünya solu için bir yeniden konumlanma zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. 14.01.2026
Ali Berham ŞAHBUDAK Cumhuriyetçi Aydınlanma Partisi Kurucu Genel Başkanı




