Yorumlar (0)

Rafet Ulutürk


Toprak Konuşunca Susulur: Rumeli’nin Kayıp Mührü ve Unutkanlığımız


Tarih, sadece kütüphanelerin tozlu raflarında uyuyan bir kağıt yığını değildir. Tarih; bazen bir rüzgârın fısıltısı, bazen bir mezar taşının vakarı, bazen de ayak bastığımız toprağın derinlerinden gelen bir haykırıştır. Bugünlerde Gelibolu Yarımadası’ndaki Küçükanafarta Köyü tam da böyle bir haykırışa ev sahipliği yapıyor.

​1300’lerden Gelen Somut Hakikat
​Bizler Rumeli’yi hep uzak bir diyar, sonradan gidilmiş bir gurbet sandık. Oysa gerçek çok daha köklü. Türk akıncıları 1300’lü yılların başında o suları aştığında, sadece karşı kıyıya geçmediler; orayı ebedi bir “Türk Eli” kıldılar. Bugün Küçükanafarta’da gün yüzüne çıkan 8 bin 731 mezar, bu toprakların efsanelerle değil, kanla ve duayla yoğrulduğunun tapu senedidir. Anadolu için Ahlat ne anlama geliyorsa, Rumeli ve Avrupa kapıları için Küçükanafarta odur.

​Kırcaali’nin Sessizliği ve Vefasızlığımız
​Bu büyük yürüyüşün öncülerinden biri de Kırcaali idi. O alperenler, Rumeli’yi vatan kılmak için ömürlerini adadılar.
Peki, biz bugün ne yapıyoruz? Ne acıdır ki; bir zamanlar adımlarıyla toprağı titreten o devlerin ruhuna bugün bir mevlit okutacak, bir Fatiha bağışlayacak vefayı bile göstermekte zorlanıyoruz.

​Tarihini bilmeyen, köklerinden kopan bir millet; hafızasını kaybetmiş bir insana benzer. Nereden geldiğini unutanlar, nereye gideceklerini şaşırırlar. Kendi tarihinin büyüklüğünden habersiz olan gençlik, enerjisini dışarıdaki hedeflere değil, maalesef kendi içindeki sığ kavgalara harcar. Biz bugün "ben, sen" kavgası verirken, toprak altında yatan o binlerce isimsiz kahraman bize tek bir şey fısıldıyor: "Biz bir olduk, vatan kurduk; siz parçalanıp vatanı yormayın."

​Gençler, Pusulanız Toprağın Altında Saklı
​Sevgili gençler; bugün dünya cebinizde, bilgi parmaklarınızın ucunda olabilir ama "ruh" teknolojiyle elde edilmiyor.
Tarihini bilmeyen bir genç, geleceğinin kalemini başkasının eline verir. Eğer Küçükanafarta’daki o 8 bin 731 mezarın ne anlama geldiğini kavramazsanız, dünyayı anladığınızı sanırken aslında sadece size sunulanı tüketmiş olursunuz.

​Bugün o topraklarda sadece kemikler bulunmadı; bizim kaybettiğimiz sorumluluk bilincimiz bulundu. O mezarlar, Rumeli’ye vurulmuş bir Türk mührüdür. Ve o mühür, ancak ahlaklı, bilgili ve köklerine sadık bir gençlikle korunabilir.

​Unutmayın; tarih bir masal değil, bir pusuladır. Pusulayı eline alan yolunu bulur, almayanlar ise kendi karanlığında birbiriyle kavga eder durur.

​Şimdi sormak lazım: Biz o yolu açanların izinden mi gideceğiz, yoksa o büyük mirası sessizliğe mi terk edeceğiz?