Geçen hafta "AFFETMEK" dedik..
Ve tabii ki tepkiler, sorular yağdı yine..
"Ne yani, herşey af edilebilir mi?"
"Af edilmeli mi?"
"Ya hak?"
"Ya çektiklerim?"
"Allah affediyor diyorsunuz, ama ben affedemiyorum!"
"Hakkım yendi, canım yandı. Hem de çok..."
Tamam sakin!
Affetmeyelim:)
Şaka bir yana haklısınız.
Hem de çok..
Tam da bu sebelerle ben geçen hafta bu duruma "EŞİK" adını verdim..
Eşiğe benzettim..
Farklı iki tarafı olan ama duruma göre tam üzerinde de kalınabilen bir eşik.
"Allah affeder" ifadesini kullandığım için de tepkiler gelmiş..
"Bana yaptıklarını Allah görmüyor mu?"
"Madem Allah affediyor her şeyi, kul hakkım nerede, adalet nerede?"
Öncelikle bu soruları soran okurlara özelde yazdığım şeyi tekrarlayayım..
"Allah affeder" ifadesi bize haksızlık eden, bize zulüm gösterenler için değildi!
Allah “bizi” affeder!
Şahsımızı..
Bizim adımıza “onları” değil!
Hataya düşen kul olarak kendimizi bilirsek, tövbe edersek "bizi" affeder..
Ayet ile sabittir çünkü..
Ve bu “kendimiz için” ümittir dedim..
Yazıyı ve yazıda verdiğim ayetleri tekrar okuyalım lütfen..
Evet geçmişte yaşadıklarımız belki çok çok zordu..
Çok canımız yandı..
Yanmaya, yakılmaya da devam ediyor belki..
Bu yüzden "AFFETMEK" kelime olarak dahî çok ağır geldi..
Ama unutmamamız gereken şey şu:
Rabbimiz her şeyi gören ve bilen..
Affedemeyebiliriz..
Belki beddua etmeye, ah etmeye dahî gerek yoktur aslında..
Çünkü kalbi Rabbinin bilgisi dahilinde atan kulun; içindeki "AH" yine O'nun bilgisi ve daha önemlisi "ilgisindedir" zaten rahat olalım!
Izdırabından uykusuz kaldığı gecelerde kalbi kırık birinin içindeki "AH" Allah'a âyandır, aşikardır..
Bir nevî kulunun emanetidir bu AHLAR..
Kimse duymamıştır, kimse bilmez belki..
Ama Yaradan bilir!
O ah zamanın sabrıyla gelir ve yerini bulur..
Vakti geldiğinde mazeret kabul etmez..
Çünkü "ahı" alınan zulme maruz kaldığı için mazlumdur..
Mazlumun intikamı olmaz!
Onun adına Rabbinin "ADALETİ" yerini bulur!
O adalet öyle bir adalettir ki; "UNUTULDU" sanılan her bir zerre kalp kırıklığını, kırık kalbinin parçalarını tek tek sahibine geri verir adeta!
Yapışır mı, eski halini alır mı?
Yepyeni, yahut ilk halinde olamaz elbette..
Ancak "unutulmamış" olmak rahatlatır belki..
Yani velhasıl değerli dostlar..
Ben illa affedin, affetmelisiniz dememiştim zaten..
Allah size kötülük yapanı affeder de dememiştim..
"Allah bizim, yani şahsımızın her türlü hatalarını affediyorken, biz de bize yapılanı affedebilir miyiz acaba?"
Demiştim..
Ve şahsım adına bir muhasebe yapmıştım aslında..
Eşik..
Şahsım adına atlayamadığım eşik..
Üzerinde olanı biteni izlemeye devam ettiğim eşik..
Rabbin rızasını nefsimin üstünde tutmaya çalıştığım eşik..
Çok yüksek..
Çok dar..
Tek ayak üstünde dengede durmaya çalıştığım eşik..
Eminim ki çoğumuzun yaşadığı şeyin metaforu bu durum..
Gerek şahsî, gerek toplumsal ahlarımız..
Bu ahlar için sabrederken düşünmemiz gereken tek şey:
"ALLAH İHMÂL ETMEZ, İMHÂL EDER!"
İHMÂL: Önemsememek, boşlamak.
İMHÂL:Mühlet vermek, ertelemek.
Yani Rabbimiz bizi, bize yapılanları, haklarımızı; ahlarımızı görmezden gelmez, boşlamaz, boşvermez..
Belki bizim sabrımızı test için erteler..
Belki karşımızdakine telafî için mühlet verir..
Ama eninde sonunda hak eden hak ettiğini bulur!
Bu en küçük halkadan, en büyük halkaya böyledir..
Zalim zulmü ölçüsünde bir karşılığa maruz kalmadan can vermez..
Bunu görmek rahatlatır mı insanı?
Oh olsun diyebilir mi?
Diyebilir..
Demeyebilir..
Sadece yorumsuz izleyebilir..
Bu da başka bir eşik........
Rabbim önümüze çıkan eşiklerde "RAHMET" tarafında olmayı ve kalmayı nasip etsin cümlemize inşallah..
VESSELÂM..




