Bir milletin kudreti, sesinin yüksekliğinde değil; bilgisinin derinliğinde ölçülür.
Biz, Türk milleti olarak tarih boyunca bilgiyle yoğrulmuş bir medeniyetin evlatlarıyız.
Ancak bugün, o mirasın üzerine değil, gürültüsüne tutunmuş bir toplum görüntüsü veriyoruz.
Sosyal medyada, ekranlarda, toplantılarda herkes konuşuyor; fakat kimse okumuyor.
İki türkü dinleyen “Türk Dünyası uzmanı”, bir harita gören “jeopolitik yorumcu” kesiliyor.
Birkaç dernek etkinliğine katılan kişi, ertesi gün “stratejik danışman” unvanı takınıyor.
Sözde bilgi, gerçek bilginin yerini aldığında millet aklını kaybeder.
Oysa biz, binlerce yıl önce Orhun Yazıtları’nda “Bilge Kağan” adını boşuna taşımadık.
Atalarımız bilginin devletin direği olduğunu bilirlerdi.
Bugün bizlere düşen, yeniden “bilgiyle düşünen” bir nesil inşa etmektir.
Okumayan toplum yönlendirilir, okuyan toplum yön verir.
Eğer gerçekten Türk Dünyası’ndan, Turan idealinden bahsedeceksek; önce o dünyanın tarihini, kültürünü, ekonomisini okumalıyız.
Kitaplardan, raporlardan, kaynaklardan beslenmeyen her söz hamasettir; bir süre alkış toplar, sonra unutulur.
Millet olarak artık bilginin itibarı geri kazanılmalıdır.
Çünkü söz geçer, bilgi kalır.
Ve bir gün, bilgiye sahip olanlar, gürültü yapanlardan daha fazla iz bırakır.