Balkan coğrafyasında ve Türkiye’deki göçmen camiasında bir devir kapanıyor, yeni bir sayfa açılıyor.
Yıllardır "Z Kuşağı" denilerek hafife alınan, sadece teknolojiyle ilgili sanılan o gençler; aslında sessiz bir devrimin, derin bir zihniyet güncellemesinin mimarları olarak sahneye çıkıyor.
Onlar için "Z" harfi bir kronoloji değil; "Zeki" kuşağının, yani araştıran, sorgulayan ve veriyle konuşan bir neslin mühürlenmiş adıdır.
İki Ülke, Tek Adalet: Türkiye ve Bulgaristan’da Hesap Dönemi
Bu yeni nesil, ne Sofya ile Ankara arasında sıkışmış bir kitle ne de sadece bir pasaport avantajının peşinde koşan fırsatçılardır. Onlar, iki ülkenin hukuk sistemini de avucunun içi gibi bilen, bilinçli bir "hibrit güç" inşa ediyorlar.
Artık sadece Bulgaristan’da değil, Türkiye’de de seslerini yükseltiyorlar.
Şunu ilan ediyorlar: "Artık biz de varız!" Bu varlık ilanı; temsil edilmek değil, bizzat denetlemek üzerinedir.
Türkiye’deki derneklerin yönetim biçiminden, Bulgaristan’daki belediye bütçelerine kadar her alanda bir "hesap dönemi" başlıyor.
Sandığı sadece bir oy verme yeri değil, bir hesap sorma makamı olarak görüyorlar.
"Halka Hizmet, Hakka Hizmettir"
Bu kuşağın motivasyonu sadece modern hukuk değil, aynı zamanda derin bir ahlaki sorumluluktur.
Onlar siyaseti bir zenginleşme aracı değil, bir hizmet yarışı olarak görüyorlar.
"Halka hizmet, Hakka hizmettir" anlayışıyla yola çıkıyorlar.
Bu anlayış; liyakati kutsayan, yetim hakkını gözeten ve kamu malını namusu bilen bir siyasi ahlakın geri dönüşüdür.
Eskiden "bizden" olduğu için susulan hatalar, artık bu gençlerin radarına takılıyor. Onlar için kutsal olan koltuklar değil, o koltukların topluma sağladığı faydadır.
Torunlar Artık Susmuyor: Korku Duvarı Yıkıldı
Zorunlu göçün çilesini omuzlayan, hayatta kalmak ve çocuklarına bir gelecek kurmak için "başını öne eğip" çalışan o fedakâr kuşak, sessizliği bir kale gibi kullandı.
Bir ev yapabilmek, bir arsa alabilmek için fırtınanın dinmesini beklediler.
Ancak torunlar artık susmuyor.
Bu sessizliğin bozulması bir rövanş ya da intikam çığlığı değil; saf bir şeffaflık talebidir.
Yeni nesil, statükonun en büyük silahı olan "korku"yu, ellerindeki "bilgi" ile etkisiz hale getiriyor. Çünkü biliyorlar ki; bilinç korkuyla değil, veriyle hareket eder. Şunu sormaktan çekinmiyorlar:
"Belediye ihaleleri kimlere, hangi şartlarla verildi?"
"Toplumun bütçesiyle kimler servet sahibi oldu?"
"Oy verdiğimiz o kişiler, toplumun refahı için ne yaptı?"
"Garanti Oy" Devrinin Sonu
Siyasetçiler için o konforlu, "çantada keklik" seçmen dönemi bitti.
Artık ne soyadıyla gelen otomatik sadakat var ne de boş vaatlerin yarattığı o körü körüne güven...
Yeni güç şunu söylüyor: "Konuşman değil, ne yaptığın önemli."
Liyakat, hesap verebilirlik ve şeffaflık artık bu kuşağın dayattığı siyasi birer zorunluluktur.
Arşivlere inen, tapu kayıtlarını sorgulayan, AB hukukunu ve ulusal yasaları masaya koyan bu gençler; siyasetin yeni denetçileridir.
Demokratik Bir Olgunlaşma
Bu bir tehdit değil, bir uyanıştır.
Bu yeni tabaka; hibrit kimliğiyle, dijital dünyaya hâkimiyetiyle ve "Hakka hizmet" bilinciyle geliyor.
Eskiden hayatta kalma mücadelesi verilen o topraklarda, şimdi adalet ve liyakat filizleniyor.
Herkes yaptıklarının hesabını bir gün verecekse; o gün, bu gençlerin bilgiyle kuşanıp "Buradayız ve takipteyiz" dediği bugündür.
Siyasetin yeni denetçileri geliyor; hesap vermeye hazır olun.