SİYASETİN DARALAN ALANI: TÜRKİYE İKİ BAŞLIĞA MI MAHKÛM?
27.03.2026 08:16:00
Türkiye’de seçim yok.
Ama siyaset olağanüstü bir gerilim hattında ilerliyor.
Ne var ki bu gerilim, ülkenin gerçek sorunları etrafında değil.
İki dar başlık etrafında kilitlenmiş durumda:
• İktidarın “terörsüz Türkiye” söylemi
• Muhalefetin İBB davası ve Ekrem İmamoğlu ekseni
Ve arada kaybolan bir ülke…
1️⃣ İKTİDARIN ODAĞI: “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÖYLEMİ VE SİYASAL HESAP
Cumhur İttifakı, son dönemde siyasal enerjisinin büyük bölümünü “terörsüz Türkiye” başlığına yoğunlaştırmış durumda.
Bu söylem, ilk bakışta güçlü ve itiraz edilemez bir hedef gibi sunuluyor.
Kim terörsüz bir ülkeye karşı olabilir?
Ancak kritik mesele şurada başlıyor:
Bu hedefe giderken hangi aktörlerle, hangi zemin üzerinden, hangi siyasal pazarlıklarla ilerleniyor?
İktidar cephesinde DEM Parti ile kurulan temaslar, çözüm ortağı vurguları ve dolaylı biçimde İmralı’daki terör hükümlüsünün adının yeniden siyasal denklemde anılmaya başlanması ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Çünkü geçmişte ağır bedeller ödenmiş bir sürecin benzeri bir zeminin tekrar kurulup kurulmadığı sorusu ortada duruyor.
Burada iki ihtimal var:
• Ya bu süreç gerçekten devlet aklıyla, net kırmızı çizgilerle yürütülüyor,
• Ya da siyasal denge üretmek için riskli bir alan yeniden açılıyor.
Her iki durumda da şu gerçek değişmiyor:
Ekonomi, üretim, hayat pahalılığı, genç işsizliği, gelir dağılımı adaletsizliği ikinci plana itilmiş durumda.
2️⃣ MUHALEFETİN ODAĞI: İBB DAVASI VE TEK İSİM EKSENİ
Ana muhalefet ise siyasal enerjisinin büyük bölümünü İBB davasına ve Ekrem İmamoğlu’na yöneltmiş durumda.
Elbette bir siyasetçinin yargı süreçleri, diploma tartışmaları ve açılan davalar hukuk devleti açısından önemlidir.
Haksızlık varsa savunulmalıdır.
Fakat sorun şu:
Muhalefetin bütün siyasal hattı bu dosyaya kilitlenmiş durumda.
Ekonomi?
Enflasyon?
Vergi yükü?
Tarımın çöküşü?
Sanayide daralma?
Gençlerin umutsuzluğu?
Bunlar ikincil gündem haline gelmiş durumda.
Bir ülkenin ana muhalefeti, bütün enerjisini tek bir isim ve tek bir dava etrafında tüketirse, geniş kitlelerin gündelik ekonomik sıkıntıları siyasal programa dönüşemez.
Bu da fiilen kime yarar?
İktidara.
3️⃣ ORTAK NOKTA: GÜNDEM DARALTMA
İktidarın gündemi: Terörsüz Türkiye.
Muhalefetin gündemi: İBB davası.
Peki Türkiye’nin gündemi ne?
• Enflasyon
• Vergi yükü
• Hayat pahalılığı
• Üretim krizi
• Eğitim kalitesi
• Sağlık sistemindeki sorunlar
• Gelir adaletsizliği
Ne iktidar bu alanları merkezine alıyor,
Ne muhalefet bu alanlarda sürekli ve sistemli bir siyasal baskı üretiyor.
Sonuç?
Türkiye iki başlık arasında sıkışıyor.
4️⃣ AYRIŞIYORLAR AMA AYNI ANDA KESİŞİYORLAR
İktidar ve muhalefet birçok konuda karşı karşıya.
Söylem düzeyinde sert bir ayrışma var.
Fakat stratejik sonuç açısından kesiştikleri bir alan oluşmuş durumda:
Gerçek ekonomik gündem sistemli biçimde siyasal merkez olmuyor.
İktidar güvenlik ekseninde,
Muhalefet mağduriyet ekseninde siyaset yapıyor.
Ama ekonomik yıkım ekseninde güçlü, kararlı ve sürekli bir siyasal rekabet yok.
Bu tablo, bilinçli bir mutabakat mı?
Hayır.
Ama ortaya çıkan sonuç fiilen benzer:
Toplumun temel sorunları siyasal ana eksene taşınamıyor.
5️⃣ EN TEHLİKELİ SONUÇ: TOPLUMUN SİYASETTEN SOĞUMASI
Bir ülkede:
• İktidar ekonomik sorunları ikinci plana atarsa,
• Muhalefet alternatif üretmek yerine sembolik mücadeleye sıkışırsa,
Toplum şu noktaya gelir:
“Hiç kimse benim gerçek sorunumu konuşmuyor.”
Bu duygu yayıldığında siyaset meşruiyet kaybeder.
Sandık kalır ama umut azalır.
6️⃣ TÜRKİYE’NİN GERÇEK İHTİYACI
Türkiye’nin ihtiyacı:
• Güvenlik eksenine hapsolmuş bir siyaset değil,
• Tek isimli savunma hattına sıkışmış bir muhalefet değil,
• Ekonomi merkezli, üretim merkezli, refah merkezli bir siyasal rekabettir.
İktidar terör başlığına,
Muhalefet İBB başlığına kilitlenmişken,
Millet geçim derdine kilitlenmiş durumda.
Siyaset eğer milletin gündemiyle örtüşmezse,
O siyaset uzun vadede kendi zeminini aşındırır.
SON SÖZ
Bugün Türkiye’de tablo net:
İktidar “terörsüz Türkiye” diyor.
Muhalefet “İBB davası” diyor.
Ama millet:
“Geçim” diyor.
Bu üç başlık arasındaki mesafe açıldıkça,
Siyasal temsil ile toplumsal gerçeklik arasındaki makas büyür.
Ve o makas büyüdüğünde,
En büyük zararı ülke görür.
Necat KACAN
Eğitimci Araştırmacı Yazar






