Günümüz dünyasında siyaset yalnızca sandıkta değil; zihinlerde, algılarda ve sessiz kabullerde yapılıyor. İktidar dediğimiz şey artık sadece devlet aygıtı değil, bireyin neye inanacağına, neyi normal sayacağına ve neyi sorgulamayacağına karar veren görünmez bir mekanizma. Asıl mesele de tam burada başlıyor.
Bugün bireyden beklenen şey düşünmesi değil, uyum sağlaması. Soru soran değil, ezberi tekrar eden makbul. Sistemin kusursuz işlemesi için farklı düşünenler “sorunlu”, “tehlikeli” ya da daha yumuşak bir ifadeyle “uyumsuz” ilan ediliyor. Oysa tarih bize şunu defalarca gösterdi: Değişim, her zaman uyumsuzlardan doğar.
Tam da bu noktada, edebiyat bazen siyasetten daha dürüst bir alan açar. Seda Koçali’nin Kod Hatası adlı eseri, bu düzenin açık verdiği yerleri işaret eden metinlerden biri. Kitap, bir roman olmanın ötesinde; bireyin sistem karşısındaki konumunu, özgür iradenin ne kadar “özgür” olduğunu ve kötülüğün kimler tarafından üretildiğini sorgulayan güçlü bir zemin sunuyor. Koçali’nin yaptığı şey, okuru yönlendirmek değil; onu rahatsız ederek düşünmeye zorlamak.
Çünkü bugün kötülük çoğu zaman bireyden değil, normalleştirilmiş politikalardan besleniyor. İnsanlar yaptıklarından çok, “uydukları” için sorumluluktan kaçıyor. Emir alan eller, vicdanı devre dışı bırakıyor. İşte sistem tam da böyle çalışıyor: Suçu dağıtarak görünmez kılıyor.
Bu düzen içinde sevgi, vicdan, adalet gibi kavramlar ise hâlâ kontrol edilemeyen alanlar. Belki de bu yüzden değersizleştiriliyorlar. Çünkü iktidarın en çok korktuğu şey, düşünen bir zihinle birlikte hisseden bir kalptir. O ikisi birleştiğinde, hiçbir yazılım kusursuz çalışmaz.
Seda Koçali’nin metni bize şunu hatırlatıyor: Bazen sorun bireyde değil, bireyin içine doğduğu düzendedir. Ve bazen “kod hatası” olarak işaretlenenler, aslında sistemin kendisini ele veren en doğru veridir.
Bir düzen sizi sorgulamaktan korkuyorsa, bilin ki asıl bozuk olan siz değil, o düzendir.
Fahri İNAL
Siyaset Danışmanı |Stratejist |Analist |Yazar




