Sandığın Hafızası ve 25 Yıllık İmtihan
18.03.2026 09:30:00
Çeyrek asır… Dile kolay. Bir nesil büyür, bir nesil yaşlanır. Bir ülkenin kaderi yeniden yazılır. Peki biz neyi yazdık? Daha doğrusu bize ne yazdırıldı?
25 yıldır ülkeyi yöneten irade, çözüm üretme iddiasıyla yola çıktı. Umut verdi, hedef gösterdi, büyük sözler söyledi. Millet de bu sözlere inandı, destek verdi, sabır gösterdi. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bırakın sorunların çözülmesini, 25 yıl öncesinin bile gerisine düşen bir tablo ile karşı karşıyayız.
Ekonomiden adalete, eğitimden liyakate kadar hemen her alanda derin bir aşınma söz konusu. Dün eleştirilen ne varsa bugün daha ağır biçimde yaşanıyor. Daha da çarpıcı olanı şu: Tüm bu tabloya rağmen aynı irade yeniden yetki istiyor. Üstelik vaatler, geçmişin gerisinde. Hedef küçülmüş, ufuk daralmış, iddia sönmüş.
“Türk tipi başkanlık sistemi” diye millete sunulan yapı ise artık tartışmasız bir şekilde bir kişinin iradesine sıkışmış durumda. Kuvvetler ayrılığı zayıflamış, denetim mekanizmaları işlevini yitirmiş, hesap sorulabilirlik neredeyse ortadan kalkmıştır. Oysa bir yönetim sisteminin gücü, denetlenebilirliğinden gelir. Denetlenemeyen güç, zamanla milletin değil, gücü elinde tutanın çıkarına hizmet eder.
Bugün gelinen noktada eleştiri yapmak, soru sormak, haber yapmak dahi baskı ile karşılaşabiliyor. Oysa güçlü devlet, eleştiriden beslenir. Fikirden korkan bir yapı, kendi doğrularını da savunamaz hale gelir. Basının sustuğu yerde gerçekler değil, sadece istenenler konuşulur.
İnsan hakları, adalet ve liyakat gibi kavramlar bir devletin omurgasıdır. Bu omurga zayıfladığında devlet ayakta görünse bile içten içe çözülür. Nepotizm dediğimiz kayırmacılık ise bu çözülmenin en görünür halidir. Emeğin yerini sadakat, ehliyetin yerini yakınlık aldığında çark dönüyor gibi görünür ama aslında sistem kendi kendini tüketir.
Milletin beklentisi çok açık: Adaletli bir yönetim, şeffaf bir sistem, liyakate dayalı bir düzen ve güçlü bir gelecek vizyonu. Bu beklenti karşılık bulduğunda Türkiye büyür, güçlenir ve yoluna emin adımlarla devam eder.
Unutulmamalıdır ki sandık sadece bir tercih aracı değildir; aynı zamanda bir muhasebe yeridir. 25 yılın hesabı sorulmadan yeni bir 25 yılın kapısı aralanmaz. Millet, iradesine sahip çıktığında sadece yöneticileri değil, ülkenin geleceğini de belirler.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; daha fazla güç değil, daha güçlü bir adalet anlayışıdır. Daha fazla söz değil, daha fazla icraattır. Daha fazla vaat değil, daha sağlam bir vizyondur.
Çünkü bu millet, kendisine sunulanla yetinmez; hak ettiğini ister.








