Yorumlar (0)

Rafet Ulutürk


RODOPLARIN SESİ: TRAKLARDAN BOGOMİLLERE BİR KİMLİK RESTORASYONU


​Masalların Sonu, Gerçeğin Şafağı

​Bugün burada sadece geçmişi konuşmak için değil, bizden çalınan bir tarihi geri almak için toplandık. Yıllardır üniversite kürsülerinden "Bolu" ismini Yunanca "polis" kelimesine bağlayacak kadar ağır bir algı yetersizliği yaşayan, Türk dünyasına ait her izi Helen masallarına çanak tutarak silmeye çalışan bir zihniyetle karşı karşıyayız. 
Ama bugün o körelmiş zihinlere gerçekleri enjekte etme vaktidir.
Safranbolu’dan İnebolu’ya, Gagavuzya’dan Türkmenistan’a kadar uzanan o "Bol" bereketini görmezden gelenlere, Rodop Dağları’nın bağrındaki o devasa gerçeği haykıracağız.

​1. BÖLÜM: TARİHİN İLK BÜYÜK KIYIMI – TRAK SOYKIRIMI
​Tarih kitapları "Traklar yok oldu" der ve geçer. Bir millet nasıl yok olur? Dünyanın en kalabalık ikinci halkı olarak anılan, atları ve maden işçiliğiyle bozkırın asaletini Balkanlar’a taşıyan Traklar, bir sabah aniden buharlaşmadı. Onlar, sistemli bir fiziksel ve kültürel soykırıma kurban edildiler.
​Roma lejyonları Balkanlar’a girdiğinde karşılarında teslim olan bir tebaa değil, İskit ve Saka boylarından tevarüs eden bir "direniş ruhu" buldular. Roma’nın cevabı vahşiydi: Köyler yakıldı, yüz binlerce genç Trak arenalarda gladyatör olarak ölüme sürüldü, isimleri zorla Latinceleştirildi.

​Ancak bu soykırım sadece kılıçla yapılmadı. Trakların Gök Tanrı inancına yakın spiritüalizmi "barbarlık" denilerek yasaklandı.
Kurganları, yani o asil mezarları, Orta Asya’daki kardeşleriyle aynı tamgaları taşıdığı için bilinçli bir tahribata uğradı.
Bugün Rodoplar'ın zirvesinde, Perperikon'da gördüğümüz o devasa taş işçiliği, Helenlerin mermer estetiği değil, Türk-Turan dünyasının taşa vurduğu damgadır.
Traklar yok olmadı; onlar Roma’nın soykırımından kaçarak Balkanlar’ın en sarp dağlarına, Rodoplar’a çekildiler ve kimliklerini bir tohum gibi toprağa gömdüler.

​2. BÖLÜM: KİLİSENİN KARANLIĞINDA BİR IŞIK – BOGOMİLLER
​Trakların o sarsılmaz ruhu, asırlar sonra aynı coğrafyada, Rodoplar’ın kalbinde yeniden filizlendi. Bu seferki adı Bogomiller idi.
​Resmi tarihin "sapkın" dediği Bogomiller, aslında Bizans’ın şatafatına ve Roma kilisesinin sömürüsüne karşı yükselen bir "adalet çığlığı"ydı. Bogomillerin inanç sistemi, doğrudan Türkistan’dan gelen Maniheist ve Şamanist etkilerle harmanlanmıştı. "Tanrı taş binalara (kilise) sığmaz" dediler, hiyerarşiyi reddettiler, eşitliği savundular.

​Peki, sonuç ne oldu? Traklar gibi onlar da bir soykırım kıskacına alındılar. Vatikan ve Bizans, tarihte ilk kez el ele vererek bu "ışık çocuklarını" yok etmek için Haçlı seferleri düzenledi. Rodop dağlarındaki mezar taşları (Stećci) üzerinde gördüğümüz o güneş diskleri ve ay-yıldızlar, Bogomillerin aslında hangi kökten beslendiğini bizlere bağırıyor.

​Bizans imparatorları onları meydanlarda diri diri yakarken, aslında o insanların bedenlerini değil, Balkanlar’daki Türk-Turan damarını yakmaya çalışıyorlardı. 
Ama başaramadılar. Soykırımdan sağ çıkan Bogomiller, 14. yüzyılda Osmanlı dervişlerini gördüklerinde; karşılarında yabancı bir işgalci değil, bin yıldır hasret kaldıkları öz kardeşlerini buldular. Bogomillerin kitleler halinde İslam’a geçişi bir "vergi meselesi" değil, bir "ruhun aslına dönüşü"dür.

Rodoplar’da Yeni Bir Güneş
​Değerli dostlar, bugün Rodoplar’da doğan güneş, işte bu bin yıllık direnişin meyvesidir. Trakların azmi, Bogomillerin saflığı ve Türkün devlet kurma iradesi bugün bizim kimliğimizdir.