Televizyon ekranlarında son yıllarda bir "tarih dizisi" furyasıdır gidiyor. Görkemli kostümler, kılıç şakırtıları ve yüksek perdeden tiratlar...
Dışarıdan bakıldığında ecdadımıza sahip çıkıyoruz gibi görünse de, madalyonun öteki yüzünde tarihimizin reyting uğruna kurban edildiği bir kimlik erozyonu yaşanıyor. Bugün gelinen noktada, devasa şahsiyetlerin sığ senaryolara hapsolduğu bir tarih katliamına şahitlik ediyoruz.
Fatih’i Anlamak mı, Sıradanlaştırmak mı?
Özellikle İstanbul’un Fatihi üzerine yapılan son yapımlara bakın. Karşımızda yedi dil bilen, mühendislik dehası, şair ve vizyoner bir imparator yok; adeta günümüzün popüler kültür kodlarına sıkıştırılmış, duygusal tepkileri gerçeğin önüne geçen bir figür var.
Fatih’in İstanbul’u fethederken kullandığı matematiksel deha veya felsefi derinliği, 15 saniyelik dikkat süresine sahip izleyici için "sıkıcı" bulunarak budanıyor.
Fatih’i sadece bağıran, kılıç sallayan ve entrikalar içinde boğulan bir karakter olarak sunmak; onu büyütmek değil, aksine karikatürize ederek küçültmektir.
Bir dehanın stratejik derinliğini anlatmak yerine onu mantık hatalarıyla dolu bir aksiyon kahramanına dönüştürdüğünüzde, ortaya çıkan şey bir tarih belgesi değil, sadece tarihi dekor olarak kullanan bir "sabun köpüğü" oluyor.
İletişim Başkanlığı ve Stratejik Boşluk
Peki, bu vahim tablo karşısında denetim mekanizmaları nerede? İletişim Başkanlığı’nın temel misyonlarından biri, Türkiye’nin kültürel markasını korumaktır.
Tarihimiz, bu markanın en güçlü sütunudur. Eğer bu sütun, reyting kaygısıyla yanlış bilgilerle sarsılıyorsa, orada ciddi bir yönetim zafiyeti var demektir.
Devletin görevi sadece yasaklamak değil, kalite standardı koymaktır. Ciddi bütçelerin harcandığı bu yapımlarda neden bir "Tarihsel Danışmanlık Üst Kurulu"nun ağırlığı hissedilmiyor?
Eğer biz milletin en büyük kurucu figürlerinin bu şekilde "pazarlama ürününe" dönüşmesine sessiz kalırsak, yarın genç neslin zihnindeki Fatih imajını yabancı yapımların insafına terk etmiş oluruz.
Tarih Bir Süreç Değil, Bir Pusuladır
Tarih, sadece senaristlerin hayal gücüne veya piyasa koşullarına terk edilemeyecek kadar kıymetli bir mirastır. Bizler Fatih’i sadece bir savaşçı olduğu için değil, bir çağı kapatıp yeni bir çağı açtığı için seviyoruz. Onu küçültmek, Türkiye’nin tarihsel iddiasını küçültmektir.
Artık ekranlarda "milli gurur" ambalajlı içi boş hikayeler değil; bizi biz yapan değerlerin ağırlığını taşıyan, estetikten ve gerçeklikten ödün vermeyen yapımlar görme vaktimiz geldi de geçiyor.
Unutulmamalıdır ki; tarih bir süs eşyası değil, bir milletin pusulasıdır. Pusulayı bozarsanız, yolu bulamazsınız.