Sosyal medyada bu günlerde sıkça karşımıza çıkan (aşağıda paylaştığım) bu ve buna benzer görsel yada görseller; vaat ettiği müjdelerle belki iyi niyetli bir teşvik çabası gibi görünebilir. Ancak dînî temellerden ziyade, adeta matematiksel bir 'kâr-zarar' mantığıyla kurgulanmış bu tip listeler, ne yazık ki maneviyatın özünü zedeliyor. İbadeti bir 'puan toplama' oyununa indirgeyen bu sığ yaklaşım, dînin asıl hedefi olan samimiyeti ve ahlâkî dönüşümü gölgeleyerek; insanı hakikâtin derinliğinden koparıp şekilciliğin yüzeyselliğine hapsediyor.
Bu durum, hayra teşvikten ziyade Kur'anî perspektiften ciddi bir savrulmayı işaret etmektedir.
Ramazan ayı yaklaştıkça sosyal medyada "şunu yaparsan şu kadar bin yıl sevap" gibi, adeta bir kampanya broşürünü andıran paylaşımların hızla yayılması, farkında olmadan İslâm'ın rûhunu ve Kur'an'ın inşâ etmek istediği "müttakî insan" modelini zedelemektedir.
İbadet Matematik Değil, Bir Şahitliktir
Kur’an bize ibadetleri, birer dijital sayaç gibi puan toplama aracı olarak değil; "Belki sakınırsınız/takvaya erersiniz" (Bakara, 183) hedefiyle sunar. Paylaşılan görselde her ibadet, Kadir Gecesi üzerinden 84 yıllık bir matematiksel çarpanla adeta "pazarlanıyor". Oysa dînin hakikâti; 1 lirayı bir otomatiğe atıp karşılığında cennet bileti almak değil, o 1 lirayı verirken kalpteki cimriliği öldürmek, ihtiyaç sahibiyle hemhâl olmaktır.
Kadir Gecesi Bir Piyango Bileti Değildir
Kadir Gecesi'ni "denk getirilmesi gereken bir ikramiye" gibi kurgulamak, bu gecenin asıl şerefini, yani Kur'an’ın inmeye başladığı gece oluşunu unutturur. Kadir Sûresi'nde anlatılan o muazzam değer, gökten inen vahiyle insanın dirilişidir. Bir geceye sığdırılan mekânik ritüeller; eğer kişinin ahlâkında, adaletinde ve merhametinde bir değişim yaratmıyorsa, o gece "bin aydan hayırlı" olma vasfını o kişi için yitirmiş demektir.
Duygu Sömürüsü ve Hakikâtin Perdelenmesi
Asıl tehlike burada başlıyor: İnsanlara "her gece 3 İhlas oku, 84 yıl hatmetmiş sayıl" dediğinizde, o kişiyi Kur'an'ın hayat veren mesajını okumaktan, anlamaktan ve hayatına tatbik etmekten uzaklaştırırsınız. Kolay yoldan "sevap garantisi" vaadi, kişide vicdanî bir rahatlama yaratarak onu dikey bir ahlâkî gelişimden alıkoyar. Bu, inanç değerlerinin sömürülmesidir; çünkü din, bireyi pasifleştiren bir teselli kaynağı değil, aktif bir iyilik üretme disiplinidir.
Ramazan; şekilsel bir dindarlığın değil, özsel bir uyanışın ayıdır. Bizim ihtiyacımız olan şey ibadetlerin niceliği (sayısı) değil, o ibadetlerin ahlâkımızda ve karakterimizde bıraktığı kalıcı etkidir. 100 selavât getirmek kıymetlidir; ancak o selavâtın asıl amacı, Hz. Peygamber’in (sav) ahlâkını; adaletini, dürüstlüğünü ve emanet bilincini kuşanmaktır.
Gelin bu Ramazan'da "ne kadar puan toplarım" sorusunun ötesine geçelim ve "Bu ibadet beni ne kadar insanlaştırıyor?" sorusuna odaklanalım. Hakikât, rakamların arkasına saklanmış bir "uyanık fikir" değil; yaşanmış bir ahlâktır.