Günümüz gençliği maalesef yeni nesil öğretmenlerin ve ebeveynlerin değil; sosyal medyanın ve fenomenlerin eseri olmuş durumda.
Bir akım başlattılar; namazla dalga geçiliyor, Müslümanlarla alay ediliyor...
Kim bunlar? Nereden türediler? Kim yetiştirdi bunları ya da kim zehirledi gençlerimizi?
Bir namazla dalga geçmedikleri kalmıştı, onu da başardılar!
Ey yetkililer! İslâm'a saldırı moda hâline dönüştü, neredesiniz?
Yeter artık...
Bu kadar özgürlük çok fazla. Gereken derhal yapılmalı. İslâm'la ve dinî değerlerle dalga geçmenin ciddi cezaları olmalı.
“Bize bir nazar oldu, Cumamız Pazar oldu;
Ne olduysa hep bize azar azar oldu.”
Ekrana Esir, Değerlerine Yabancı:
Bir "Akım" Uğruna Kaybedilen Gençlik
Son günlerde sosyal medya mecralarında karşımıza çıkan görüntüler, sadece dijital bir kirlilik değil; bir neslin ruh köklerinden kopuşunun, kendi mukaddesatına yabancılaşmasının hazin bir vesikasıdır. "Eğlence" kılıfı altında servis edilen, namaz gibi dinin direği olan bir ibadeti mizah malzemesi yapan videolar, yüreği bu toprakların değerleriyle çarpan her insanı derin bir sızıya gark ediyor.
Sormadan edemiyoruz: Bu gençler hangi iklimin çiçekleri? Bu hadsizlik hangi kavmin mirası?
Sosyal Medyanın "Gönüllü" Köleleri
Görüyoruz ki; günümüz gençliği artık ne okul sıralarının ne de diz dize oturulan aile sofralarının eseri. Onlar, ne yazık ki ekranların arkasındaki gizli ellerin, popülerlik uğruna her şeyi mübah sayan "fenomenlerin" ve içi boşaltılmış bir özgürlük anlayışının esiri olmuş durumdalar.
Bir "beğeni" tuşu, bin yıllık edep birikiminden daha kıymetli hale gelmiş. Kendi inancıyla, kendi secdesiyle alay etmeyi "modernlik" ya da "şaka" sanan bir zihniyet, aslında kendi kimliğini imha ediyor.
"Azar Azar" Kaybedilen Mevziler
Arif Nihat Asya'nın o meşhur dizeleri bugün sanki bir tokat gibi yüzümüzde patlıyor:
“Bize bir nazar oldu, Cumamız Pazar oldu / Ne olduysa hep bize azar azar oldu.”
Evet, her şey azar azar oldu. Önce mahremiyetimizi kaybettik, sonra saygımızı, şimdi de mukaddesatımızı sosyal medyanın insafına terk ettik.
Namazla dalga geçen bu gençler, yarın bu ülkenin yönetim kademelerinde, hastanelerinde, adliyelerinde yer alacaklar. Kendi inancına, halkının en kutsal değerine hürmeti olmayan bir zihniyetten, bu millete nasıl bir gelecek inşâ etmesini bekleyebiliriz?
Özgürlük mü, Haddini Bilmezlik mi?
Buradan yetkililere ve eğitim camiasına seslenmek borcumuzdur: Sınırsız özgürlük, başkasının kutsalına saldırı hakkı vermez. İslâm’a ve dinî değerlere saldırının bir "moda" haline gelmesine göz yummak, bu toplumun gelecekteki huzurunu dinamitlemektir. Caydırıcı yaptırımlar ve daha da önemlisi, içi boşaltılmış eğitim sisteminin yeniden "insan ve ahlâk" odaklı bir yapıya kavuşturulması artık bir tercih değil, mecburiyettir.
Vah Halimize!
Eğer biz evlatlarımızı sosyal medyanın zehirli sarmaşıklarından koparıp kendi medeniyetimizin pınarından su içiremezsek, daha çok "akım" adı altında yapılan kepazelikleri izlemek zorunda kalacağız.
Yazık değil mi bu taze dimağlara? Yazık değil mi bu asil millete?
Bu gidişat hayra alamet değil. Gençliğimizi ekranların karanlığından, inancımızın aydınlığına çekmek için hep birlikte harekete geçmeliyiz. Aksi halde, yarın dert yanacağımız bir geleceğimiz bile kalmayabilir.