Peker’den sonra Özel’in kıskanılan gazeteciliği..
23.03.2026 23:49:00
Yazıma başlarken haber ajansları, ‘Katar’da askeri helikopter düştü: 3’ü Türk 7 kişi hayatını kaybetti.. Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, ‘Kazada helikopterde bulunan dört Katar Silahlı Kuvvetler personeli, bir Türk Silahlı Kuvvetleri personelimiz ile ASELSAN personeli iki teknisyenimiz şehit olmuştur’ diye kendi özel haberlerini değil, ‘yapılan resmi açıklama’ diyerek ‘son dakika’ logolu kara haberini veriyordu.
Yani Askeri helikopter ile Muğla’ya iftara oradan da ‘Aya yol yaptık..’ dedikleri ülkenin kuzeyini Karadeniz’e bağlayan Sahara tünelini açamadıkları Ardahan’a gelen burada da kendi bünyesinde bulunan hastanenin Ambulans Helikopter sahasına inemediğinde yaşanabilecek bir savaşa hazır olup olmadığı tartışılan ama Süleyman Soylu’nun “Hatay’dan İsrail toplam 5 saattir… 300-400 bin şehit veririz belki ama İsrail diye bir memleket Allah’ın izniyle kalmaz” ifadeleriyle çok güçlü ve hazır olduğunu ima ettiği askeri birliklerden biri olan Tugay’ın helikopter alanına inemeyip, top sahasına indiğini değil, vatandaşın açlıktan değil, sağlıktan zayıfladığını yazan, anlatan basın Soylu’nun, ‘300-400 bin’ dediği şehitler arasında, ‘kendi bir yakını, çocuğu da olacak mı?’ demeden helikopterin neden düştüğünü kendisi değil, resmi’ kanallarda gelen haberle ‘son dakika’ diye haber yapıyordu.
Ve bende kendi yazıma, yazacaklarıma dönüp, Kılıçdaroğlu’nun milletvekili iken art arda sunduğu yolsuzluk, usulsüzlük belgelerini kamuoyuna sunarak geldiği CHP Genel Başkanlığını bırakmak zorunda kaldıktan sonra yerine gelen eski grup başkan vekili yeni CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in eski savcı yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in 452 milyon TL eden 11 tane evi olduğu konusunda ileri sürdüğü iddiaları ardından tartışılan meslektaşlarıma dönüyordum..
Ve sol yakasında, muhalif denen o ‘Çok ünlü’ gazetecilerin tartışıldığı şu günlerde, AA, A Haber, TGRT, DHA veya Hakkari’nin, İzmir’in, Hatay’ın, Samsun’un Zonguldak’ın, Çanakkale’nin, Çorum’un değil, ya da Ardahan eski Valisi Hayrettin Çiçek’in 2. valiliğini yapmak için gittiği Karaman’da Arapça değil, Osmanlıca okunduğu söylenen, savunulan İstiklal Marşıyla birlikte şu ‘bizim’ denen bir diğer içi boş konu daha ateşli bir şekilde tartışılıyordu..
Şimdi dönüp, 86 milyonluk ülkede ancak 100 bin gazetenin neden satıldığını sorgulamayan ve her gün gazete bayisine gidip, günlük bir gazete almayı düşünmeden biz gazetecileri ‘satılık basın’ diyen ve eleştiren, xtwitrda değil, tik tokta, facede verilen cenaze ve yemek haberleri ile takip eden siz çok gazete okuyan (!) okurlara bir soru sorayım..
İstiklal Marşını Arapça değil, Osmanlıca okunduğunu belirtip, CHP’nin bunu anlamadığını ve boşuna kızılca kıyamet kopardığını belirtip, havuz medyadan aşağı kalmama ve iktidara yaranma adına CHP’ye yüklenen Eskişehir haber sitesi gibi kendi kapısının önündeki haberi söylemeyip, Afrika’nın, Kanada’nın, Japonya’nın haberini yapan gazeteciler değil, sizin solcu Atatürkçü, ulusalcı, benim ise sahte solcular dediğim sözde ‘muhalif’ denen gazetecilerin Adalet Bakanı Akın Gürlek’le ilgili iddialara bakışının tartışıldığından haberiniz var mı?
Evet, ilk denecek bir fotoğraf ile görüp, fotoğraflayıp, bu köşemde ve gazetelerimde ‘Cumhuriyet Gazetesi polis bariyerleri ile korunuyor’ başlığı ile bugün yaşananları, yaşanacakları yıllar önce anlatmaya çalıştığımı da hatırlayıp, yeni Bakan Akın Gürlek’in 452 milyon TL eden 11 tane evi olduğu konusunda ileri sürdüğü iddiaların tartışıldığı bir sırada gazeteci Cumhuriyet Gazetesinde de yazıları yayınlanan Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Nevşin Mengü’nün Özgür Özel’in kıskandıkları alenen göründüğünden haberdarımsınız?
Ve Gazeteci mi, trol mü yoksa içeriden çıkmasının karşılığında taraf değiştiren mi diye şaşılıp, sorgulanan Nedim Şener’in “Devletin içerisinde, Akın Gürlek gibi bir Adalet Bakanı’nın tapu kayıtlarına ulaşabilen bir çete yapılanması var. Bu bilgilere nasıl ulaşıldı, kim ulaştı ve bunu CHP’ye kim ulaştırdı?” diye aslında gazetecilik olan ve gazetecilerin bulup, haber yapması beklenen bu olayı iki yönüyle, tarafsızca araştıran bir gazeteci değil, savcı edasıyla sorduğuna sizde şok oluyor musunuz?
Ve yerlerde süründüğü söylenen Almanya’da yaşayan Bolulu bir ailenin çocuğu olan Almanya doğumlu Nedim Şenel’lerin, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e, ‘Gazeteci sen misin biz miyiz, yapıyor gibi diye yutturduğumuz gazeteciliği niye bizim yapmamız gereken işi, gazeteciliği işi sen niye yapıyorsun?’ diyecek olan pardon absürt açıklamalarının tartışıldığına sizde benim kadar üzülüyor musunuz?!.
Peki, Özgür Özel’in, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in 452 milyon TL eden 11 tane evi olduğu konusunda ileri sürdüğü iddiaların tartışıldığı şu günlerde adı geçen gazetecilerin bu tartışmaya bakışlarının tartışıldığı şu günlerde ve Kamu kurumlardaki yolsuzluklar ve usulsüzlükler başta olmak üzere ülkedeki çarpıklıklara ilişkin haberleriyle tanınan bir dönem Ardahan muhabirliği ve onca manşet haberler yaptığım BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı, aile ziyareti için gittiği Tokat’ın Turhal ilçesinde göz altına alındığı ve ardından tutuklandığı da haber aldınız mı?
Çünkü bu tartışmaları ve haberlerini okuduğumuz bir sırada Adalet Bakanı hakkında öne sürülen iddialara, “Bundan halka ne, belki ailesinden kalmıştır, muhalefetin başka işi mi yok?’ diye kendini paralayan Nevşin Mengü, ‘bunu CHP’ye kim ulaştırdı? diyen Nedim Şener, ‘Adalet Bakan beyin yakınlarından aldığım bilgiye göre o kadar da değil..’ diyen Saymaz’ların bu yaşananları hiçe saydıkları ve muhalif görünümlü bu gazetecilerin yıllarıdır bunlara inanan ve kendilerinin sesi, soluğu olduğunu sanan muhalif tarafça bir hayli tartışılıyor.
Gerçi bunlardan önce Güneydoğu’da gözaltına alınan ve tutuklanan gazetecileri ‘Örgüte bilgi taşıyan ajanlar’ diyen bir bakışla haber yapan Sözcü Gazetesi ile TV’si gibi muhalif denen tv’ler yani medyanın da özelikle ben diyeyim 23, siz deyin son bir yıl içinde Aydın Doğanlı dönemde CNN Türk’ün izlettiği o penguen belgeselini olmazsa da, ‘kim kime ne etti?’ denen sabah kuşaklı programlarına mafyalı, aşiret ağalı bolca diziler arasında sıkıştırdıkları o muhteşem (!) muhalif haberleri de çok konuşulan konuların başında geldiği tartışılıp, konuşulduğu bir ülke de, ‘Kemalist, Ulusalcı yetmedi solcu..’ diye kendilerini yutturmaya çalışanların pos bıyıkları eşliğinde kolların altında taşıdıkları Cumhuriyet Gazetesi’nin de içinde olduğu 86 milyonluk ülkede yarısı at yarışı, magazin, bulmaca olan günlük alınan gazete sayısının toplam tirajının 100 bini bulmadığı da tartışılıp, konuşulmakta ya neyse..
Ve CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp’ın da aralarında olduğu siyasilerin biz gazetecileri kıskandıran onca güzel bir o kadarda manşet olması gereken ilginç, çarpıcı haberlerini pardon açıklamalarını yakından izlediğimiz bir ülkede mafya lideri denen Sedat Peker’in de bir zamanlar onca belge, bilgi, kaynak, görüntülerle bir döneme imza atan iddialarıyla gazeteciliğin nasıl yapılacağını adeta ortaya koyarlarken şimdi de Özgür Özel’in Adalet Bakanı 452 milyon TL eden 11 tane evi olduğu konusunda ileri sürdüğü iddiaları ile benim de aralarında olduğu basın ve medyanın yüzüne 7 sütun manşet çekiyordu..
Yani sizin muhalif bildiğimiz gazetecilerin kendilerinin yapamadığı gazeteciliği yapanları ya, ‘yok canım o kadar da değil’ diye küçümseyip yada Nevşi Menguları gibi ‘Bundan halka ne, belki ailesinden kalmıştır, muhalefetin başka işi mi yok?’ şeklinde yapamadıkları gazeteciliği yaptığı için Özgür Özel’i neredeyse eleştirip, Bakan bey hakkında öne sürülen iddiaları görmezden gelip temizlemeye kalktıkları tartışmaları yaşanıyor..
Hem de AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Gazeteciler ve yazarlar, toplumun bir anlamda hafızasını teşkil eder. Gerektiğinde eleştirerek, gerektiğinde sorgulayarak, gerektiğinde ise takdir ve teşvik ederek hayati bir kamu hizmetini yerine getirir..’ diyerek bu ülkede eskiden daha özgür basın var dediği bir zamanda..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Bu metin, Türkiye’deki gazetecilik mesleğinin mevcut durumunu ve medya mensuplarının toplumsal olaylara yaklaşımını sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Adalet Bakanı hakkındaki yolsuzluk iddialarını gündeme getirmesi üzerinden, muhalif olarak bilinen gazetecilerin bu görevleri yerine getirememesini sorgulamaktadır. Resmî açıklamalara bağımlı kalan ana akım medya ile tarafsızlığını yitirdiği iddia edilen ünlü gazeteciler arasındaki tezatlıklar vurgulanmaktadır. Ayrıca, halkın haber alma kaynaklarının zayıflaması ve basın etiğinin tartışmalı hale gelmesi bir mesleki kriz olarak sunulmaktadır. Sonuç olarak kaynak, gerçeklerin peşinden gitmek yerine siyasi figürlerin gölgesinde kalan mevcut medya yapısına yönelik kapsamlı bir sitem içermektedir.








