Bugün Bulgaristan’ın en büyük meselesi bir isim etrafında düğümleniyor: Delyan Peevski. Bu isim artık yalnızca bir siyasetçiyi değil, bir sistemin nasıl yozlaştığını simgeliyor. Mahkemelerden düzenleyici kurumlara, parlamentodan sıradan vatandaşa kadar geniş bir kesimde aynı kanaat güçleniyor: Bu düzen değişmeden ülke nefes alamaz.
1989’un Hatırlattığı Gerçek
1989’da Bulgaristan Türkleri başta olmak üzere toplumun geniş kesimleri korkuyu yenerek meydanlara çıktı ve onlarca yıl süren baskıcı rejimi sona erdirdi. O gün değişim sandıkla, sokakla ve ortak iradeyle geldi.
Bugün aktörler farklı olabilir; fakat mesele yine aynı: Devletin halktan kopması ve gücün dar bir çevrede toplanması. Demokrasi yalnızca seçimden seçime hatırlanacak bir kavram değildir; hesap verebilirlik, şeffaflık ve adaletle yaşar.
Sembol Haline Gelen Bir İsim
Peevski’nin DPS’nin başına geçmesi yalnızca bir parti içi değişim değildir. Bu gelişme, kamu gücü ile ekonomik ve siyasi nüfuz arasındaki ilişkinin ne kadar şeffaf olduğu sorusunu yeniden gündeme taşımıştır. Yıllarca kamu görevlerinde bulunmuş bir ismin büyük servet biriktirmesi kamuoyunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.
Sorun yalnızca bir kişi değildir; sorun, kurumların bağımsızlığına duyulan güvenin zedelenmesidir.
Kurumların Zayıflaması
Yolsuzlukla mücadele mekanizmalarının etkisiz kalması, yargıya güvenin azalması ve siyasetin dar bir güç çevresine sıkışması Bulgaristan’ı “yakalanmış devlet” tartışmalarının odağına taşımıştır.
Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin içeride hukukun üstünlüğü konusunda bu denli sorgulanması, sadece iç politika meselesi değil; ülkenin geleceğine dair bir alarmdır.
Seçimlerde Mesaj Net Olacak
Bugün önümüzde bir seçim var. Bu seçim yalnızca milletvekillerini belirlemeyecek; aynı zamanda toplumun hangi düzenden yana olduğunu da gösterecek.
Bulgaristan’daki Türk seçmenin önemli bir kısmı artık şunu açıkça dile getiriyor:
Sadece bir partiyi ele geçirmekle güven kazanılmaz. Ne para yeter, ne güç yeter. Halk ayağa kalktığında partiler çöker.
Bu seçimlerde sözde “Türk partilerine” otomatik destek dönemi kapanıyor. İlk kez ciddi biçimde HÖH’ün baraj sorunu yaşayabileceği konuşuluyor. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini sandık gösterecek; ancak seçmenin mesajı nettir: Samimiyet ister, hesap verebilirlik ister, onurlu siyaset ister.
Türk halkı oyunu satmaz. Güce değil, güvene bakar.
“Garanti” Siyaseti Bitti
“Ben size garanti veriyorum” söylemi geçmişte de duyuldu. 1990’larda benzer sözler verilmişti. Ancak küçük hesapların ve büyük lafların dönemi kapandı. Seçmen artık söz değil, tutarlılık görmek istiyor.
Bu seçimlerde oyların etnik etiketlere göre değil, gerçek anlamda Bulgaristan’ın geleceğini savunan partilere yönelmesi gerektiğini savunan güçlü bir eğilim var. Seçmen, kendisine karşı üstten bakan ya da yalnızca seçim zamanı hatırlayan siyasetçilere sandıkta cevap vermeye hazırlanıyor.
Demokratik Cevap Sandıktadır
BSP, HÖH, Vızrajdane ya da başka bir parti…
Hiçbir siyasi yapı toplumun desteğini otomatik hak olarak göremez. Eğer seçmen desteğini çekerse, bu demokrasinin doğal sonucudur.
Cevap sandıktadır.
Ceza da sandıktadır.
Mesaj da sandıktadır.
Şiddetle değil, hukukla. Nefretle değil, oyla.
Bir ülke tek bir kişinin ya da dar bir çevrenin gölgesinde yaşayamaz. Eğer toplumun geniş kesimleri sistemin kilitlendiğine inanıyorsa, değişim kaçınılmazdır.
1989’da değişim mümkün olduysa, bugün de mümkündür.
Gelecek, korkuya teslim olanların değil; bilinçli tercihte bulunanların omuzlarında yükselecektir.
Ve seçim günü herkes şunu hatırlamalıdır:
Bulgaristan’da hiçbir oy kimsenin tapulu malı değildir.