Özsaygı ve gençlik…
Kavramsal üstünlüğü ele geçirip kendini öne çıkarmak için ötekine ihtiyaç duyan zihinler her yanı kuşatıyor. İhata ettiği sınırlar içerisinde verdiği seçeneklerle ötekileştirdiklerine iki seçenek veriyor. ‘Ya o, ya bu ’ya’ hapsediyor. Farklı cevaplar verenleri de yerine göre ahmaklıkla yerine göre ihanetle suçluyor. Dünyanın ipini elinde tuttuğunu zanneden ekâbirler, öteki gördüklerini düşündürmemek için ya da düşünceyi kısırlaştırmak için çok çeşitli zihinsel kontrol yöntemleri geliştiriyor.
Bir yandan düşündürmemek için her geçen gün yeni çeldiriciler bulmaya çalışırken diğer yandan da düşünülecek ortamların minimize etmek için önce kelimelerin gücüne sığınıyorlar. Sığınılan bu kelimelerin başında bencilliğe koşar adım götüren, özgürlük sosuna bulanmış ‘öz saygı’ kelimesi geliyor. Gençlerin olabileceği bütün ortamlara boca edilen ‘öz saygı’ kavramı garip bir tembellik başlatıyor. Genç özgüveni kendine sertaç ediyor. Sonrasında yalnız, kusursuz, hiçbir şeyden hoşnut olmayan bir genç profili karşımıza çıkıyor. Üstelik oluşan hoşnutsuzluk geçici değil bilakis kalıcı bir mağduriyet haline dönüşüyor. Sanki sistematik bir haksızlığa uğrayan genç sosyal medya eliyle de kendini kahraman görerek hayat yaşamaya çalışıyor. Hayatının akışında hata olabilecek her şey başkasından kaynaklanıyor ve suç hep başkalarının yüzünden oluyor. Her zaman suçsuz ve günahsız olan genç mazeret zırhıyla kendini garantiye alıyor. Oysa unuttuğu veya herkesin unuttuğu bir şey var. Bahane ya da mazeret göz gibi her sağlıklı insan da iki tane var.
Başkalarının sloganlarını ezberleyip önüne gelen iki seçenekten birini kabullenmeyi özgürlük zanneden zihin en çok karşı çıktığı köleliğe Ram oluyor. Hazır cevaplara alışanlar da eleştirel düşüncelerini kaybettikleri gibi tüketim ve hız kültürünün cenderesinde satış rakamlarının, istatistiğinin konusu olmaya başlıyorlar. Lisan su istimali ile başlayan süreç söz yİtimi ile afazi taçlandırıyor. Kendine ait sorunları olmayıp, üretilmiş sorunlarla uğraşan gençler bir süre sonra soru sorma yeteneklerini de kaybediyorlar. Bazen adını bile koyamadıkları yeni efendilerinin söylemleri ile hayata bakıyorlar. Ergensin dolayısıyla sorunlu olabilirsin söylemi düşünce dünyasının her eyleminde baş sırada oluyor. Kendisine kadim medeniyetimizin verdiği değeri bile anlamıyor ya da anlamlandıramıyor. Artık ergen bir bireyin sorumlu olmaya başladığı dönemdir. Gençliğine sorumluluk penceresinden bakan gencin hayata bakış açısı da ister istemez kuşatıcı oluyor. Fakat hayata sorunluluk penceresinden bakmaya zorlanan genç, ister istemez ötekileştiren, düşmanlaştıran, çatışma içinde olan ve nihayetinde içine kapanma refleksleriyle bir bakış açısı geliştiriyor. Bu bakış açısı ile hareket edince özgürlük, cinsellik ve müreffeh bir hayat yaşama isteğiyle genel toplumsal kurallar bile çoğu zaman hiçe sayılabiliyor. Geleneği idealize edip fosilleştiriyor ya da toplumu bir arada tutan değerlere saldıran havzalara daha çok inanıyor. Ya da istemeden de olsa kötülüğün merkezine hizmet ediyor.